Bugünün gençlerinin apolitik duruşu, kimseye belli etmeden bastırdıkları bir korkunun kisvesi aynı zamanda.
25.12.2007
DENİZ GÜL
1980 sonrası doğan ve her fırsatta apolitik olarak adlandırılan kuşak, bugün gençlikle yetişkinlik arasında bir yerde korkularıyla var oluyor; gözlemim o ki korku, topunu büyük bir alçak gönüllülükle hizaya sokan ve eşitleyen sözcük. Burada korkuyu, politik çağrışımlarından sıyrılmaya çalışır bir biçimde ve bu kuşağa mensup bir genç olarak açmaya çalışacağım.
24 Ekim 2007: “Bloğu kapatacaklar diye korkuyorum. Yakında Kürt olduğumu bile iddia edebilirler” dedikten sonra Ithaca Şelalesinin fotoğraflarını bloğuna yükleyen genç kuşak sınırlarındaki kişi, şelaleye “Ne güzel bir şelale” ismini verdi. (Ben bu olayı, el alemin apolitik yargılarını alt üst etmeye yetebilecek başlı başına derinlikli ve politik bir duruş olarak nitelendiriyorum.) Bahsi geçen kişinin benimle paylaştığı tüm çekincelerindeki haklılığı, oto sansürlediğim düşüncelerimi ve kendime kabul ettirmekte zorlandığım endişeleri meydana çıkarıyordu. Ben de son zamanlarda zihnimde beliren bir afişin eskizlerini çalışıyor, ancak bunu bir türlü bitmiş, somut bir işe dönüştüremiyordum. Anlayana sivrisinek saz tadında kırptığım görüntü ve slogandan vazgeçtim. Akabinde, kendime itiraf etmekte zorlandığım korku ve bunun getirdiği büyük utanç görünür oldu. Ancak bu şelale olayı beni rahatlatmıştı. Afişi çalışırken, fikrimi ifade etmek için biriktirdiğim sözlerin ve görsellerin ne kadar kullanılmış ve bayat olduğunu fark etmem utancımın odağını değiştirdi. Asıl sıkıntım, etrafta atılan tüm sloganların ve gözü kirleten tüm görsellerin bayatlığıydı.
27 Nisan 2007: Yine de Genç Siviller Rahatsız bildirgesinde bazı gençler Korkma! diye bağırırken bir çok kişi derin bir oh çekti. Sonrasında belden aşağı vuran esprileri ve ateşini yitiren dışavurumcu bir tavrı benimseyen topluluk, Dersimiz Demokrasi’de “27 Nisan’da biz de milli olduk” sözleri ile başka bir anı hatırlattı bana. Çıplak yatıp milli formayla kalkan Türk erkeğinin ürettiği acayip sexist ve kendinden farklı olan her şeye -başta kadına ve azınlığa- dayandırma arzusundaki bu “milli olmak” lafı olsa olsa elini millileştirme çabalarıyla kana bulayanlara yakışıyordu. Medyanın Hrant Dink suikastında yayımlamaktan çekinmediği altı delik ayakkabısının görüntüleri, zihnimde pornografik ajitasyonuyla beliren bu lafa eşlik etti. Korku görsellikle nüfuz ediyordu etmesine ancak dil aracılığıyla meşruluk kazanıyordu.
28 Nisan 2007: O gece e-muhtıranın yayınlanmasının üzerinden 24 saat geçmemişti, bir evde doğum günü için toplanmış birbirini tanıyan tanımayan insanlar politika konuşuyor; asker, medya, siyaset, cumhuriyet, İslam, azınlıklar, laiklik, sivillik gibi kavramlar üzerine görüşlerini hiç çekinmeden belirtiyordu. Küçük gruplar halinde tartışılan mevzular, ertesi gün Çağlayan’da düzenlenecek mitingde kesişip Atatürk’ün gençliğe yüklediği misyonla tamamlandı. Görüşlerimden bahsederken mahrem bir bölgemi açıyormuşum hissine beni sürükleyen yalnızca tanımadığım kişilerle politik bir tartışmaya girmek değil, bu deneyimi ilk kez yaşıyor olmamdı. Türbana vardı konu, Abdullah Gül Çankaya’ya gider mi diye sordum. Bana kalırsa gideceği açıktı. Karşımdaki kişi “Taraf olmalısın” dedi. “Düşünecek, tartacak, tarafsız kalacak bir zamanda değiliz artık. Taraf olmak zorundasın.” Olayları değerlendirmek yerine önüme sürülen ve dilden beslenen bu dogmatik dayatma karşısında taraftarlık durumunu anlamaya çalışmak istemedim.
20 Kasım 2007: Taraftar, Seyrantepe ara sokaklarında bir gece karanlıkta havai fişek attı. Silah attılar da sanılabilirdi, bu sebeple kafamı pencereden dışarı uzatmadım. Sokaktan yükselen boğuk tezahüratı ilkin bir düğüne yordum çünkü patlama sesleri eşliğinde düğün müzikleri çalıyor ve halaylar çekiliyordu. Bunun bir düğün değil, bir asker uğurlaması olduğunu görmemle askerlikten korktuğu için Amerika’da iş kuran ve kız arkadaşından yıllardır ayrı yaşayan bir arkadaşımı hatırladım. Oldukça buruk bir andı, arabalar konvoy halinde sokaktan ayrılırken herkes evlerine girdi. Geriye orta yaşlı ve başı bağlı bir kadın kaldı; birkaç kişi yardım etti ona sokaktaki sandalyeleri toplarken. Vatanı kurtarmaya giden genç için apolitiklik önemli miydi bilmiyorum ama diğerlerinin olduğu gibi onun da vatanla ilgili korkuları vardı.
Korkuyu körükleyen göstergeler ve dil elbette tarih içinde uzun çalışmalara konu olabilir. İlginç olan, tüm farklılıklarına rağmen korkularını bastırmayı ustaca beceren bir genç kuşağın varlığını gözlemlemek. Anneannem korkularını aklıyla, annem sezgileriyle yenmeye çalışır. Korkuyu, yöntem geliştirmeden ve önceden denenmiş güvenli yollardan bastırmak ya da dile getirmeye çalışmak toplumsal bir tıkanıklığa yol açıyor. Bugünün apolitik gençliğinin temel arayışı kendilerini ifade edebilecekleri yeni bir dil ve göstergeler bütünü olmalı. Ancak o zaman ifade ve vicdan özgürlüğünün kanalları açılacak.
radikaliki, 7 ocak
Wednesday, December 26, 2007
2008 Taipei Bienali

2008 Taipei Bienali
Vasıf Kortun ve Manray Hsu 2008 Taipei Bienali’nin küratörleri olarak açıklandı, Taipei bu yıl Asya kentleri arasında sivriliyor.
2008 Taipei Bienali’inin küratörlerini açıklandı: Vasif Kortun ve Manray Hsu. Vasıf Kortun yaptığı işle uzun yıllardır dünyanın çeşitli kurumları tarafından ödüllendiriliyor; Bard College New York’tan 2006 yılında Curatorial Excellence ödülünü aldı, Art Review, Art and Auction’ın gibi dünyaca prestijli dergilerin ayrı ayrı seçtiği “2005’in En Başarılı 100 Kişisi”ne seçildi. 2005 ve 1992 yıllarında İstanbul Bienali’nin eş küratörlüğünü ve küratörlüğünü üstlendi. Kudüs’teki İsrail Müzesi danışmanlığını, Eindhoven’daki Van AbbeMuseum’da koleksiyon danışmanlığı ve 2003’ten bu yana da “E-Flux” danışmanlığını sürdürüyor ve halen Platform Garanti’nin direktörlüğünü yapıyor.
Eylül 2008’de Asya’nın çeşitli kentlerinde bienaller açılacak. Kortun, “Gwanjgju, Kore; Singapore; Busan, Kore; Shanghai, Çin; Yokohoma, Japonya bienalleri de açık olacak” diyor. Taipei bu kentlerin arasında Asya’nın ortasında yer alan ve birçok diğer merkezi şehre eşit uzaklığıyla avantajlı olan bir kent. Vasıf Kortun çerçeveyi “Taipei Bienali, önceki Taipei Bienallerinden farklı olarak sadece Taipei Museum of Fine Arts'ta değil kentin diğer bölgelerinde farklı durumları tartışarak konumsal ve siyasi bir sergi olmayı ve projeyi sanat dünyasının ötesine taşımayı amaçlamakta. Kente yayılmaktan anlaşılan kentte kullanılmayan mekanlarda sergi yaparak salt sergileri çoğaltmak değil, gündelik dolaşım içinde, müze ile dışarısını ilişkilendirmek” şeklinde açıklıyor. Anlaşılan bu yıl Taipei’de kültürel değişim ve diyalog ön plana çıkacak. Tayvan’ın diğer Asya bölgeleriyle sanatsal ve kültürel anlamda bütünleşmesi ve bölgede majör bir kültürel ağını oluşturmak istemesi, Asya bienalleri arasında yeri yükselen bienalin dünyada daha görünür olmasını sağlayacak bir hedef.
Sergileme fikrinin yittiği ve sanatın kurum çatısından ayrıldığı günümüzde Taipei Bienali, dünyanın da Asyaya yükselen ilgisiyle ve güçlü küratör tercihleriyle bu sene oldukça ilginç geçeceğe benziyor. Kortun’un, “İstanbul nüfusunun yaklaşık binde beşi İstanbul Bienalini izlerken -bu orandan turist payını çıkartırsak daha da düşük bir oran çıkar- Taipei Bienalini kent nüfusunun yüzde yedisi geziyor” sözleri önemli. Serginin küratörleri ManRay Hsu ve Vasıf Kortun, Liverpool 2006 ve İstanbul 2005 Bienallerini referans alarak sergiyi düzenlemekteler.
2008 Taipei Biennial’i Vasif Kortun ve Manray Hsu küratörlüğünde Eylül 2008 – Ocak 2009 tarihleri arasında gerçekleşecek.
Etiketler:
Manray Hsu,
Taipei Bienali,
Vasif Kortun
Monday, December 24, 2007
Monday, December 17, 2007
Braunprize
Donn Koh’un tasarımı LeapfrogSERGİ
BraunPrize 2007
Dünyanın ilk uluslararası endüstriyel tasarım yarışması BraunPrize, geleceğin tasarım klasiklerini seçmek için ciddi bir eleme gerçekleştiriyor, işlevsellik ve hayata geçirilebilirlik en önemli kriterler
1955’ten bu yana üretilen Braun radyo, epilatör, mutfak aleti ve tıraş makinelerinin aralarında bulunduğu eski Braun ürünleri ve BraunPrize 2007 sergisi Rahmi Koç Müzesi’ndeydi. BraunPrize, 1968’den bu yana kariyerlerine yeni başlayan genç tasarımcıların yenilikçi ürün fikirlerini endüstri, teknoloji ve tasarım perspektifinden değerlendiriyor. Skeç, fotoğraf, teknik çizimlerin gönderildiği ilk aşamayı geçen projelerin finale kalabilmeleri için üç ana kriter var... Tasarım: İnovasyon, estetik, netlik, ergonomi; Teknoloji: Ürünün işlevini görmesindeki inandırıcılığı; Kullanışlılık: Ürünün kullanıcıya sağladığı yarar. Ürün fikrini geliştirirken dayanılan analizler, sosyal bağlam, çevreye uyumluluk ve uygulanabilirlik ise yarışma sonuçlarını etkileyen diğer kriterler.
Bu yıl “Gerçek bir gelecek tasarla- Yüzleş” sloganıyla yola çıkan yarışma değişen çevre koşullarına uyumlu endüstriyel tasarımları aradı. Türkiye’den bu yıl Abdurrahman Yıldırım, Gizem Bostan, Zeren Tanık’ın projelerinin de yarıştığı 54 ülkeden 903 proje, evde, işte, okulda, spor yaparken veya boş vakitlerini değerlendirirken, sağlık veya kişisel bakım alanında hayatı kolaylaştıran çözümler aradı. Braun tasarım direktörü Peter Schneider tasarımların yoğunlaştığı alanları medikal araçlar (192), evle ilgili uygulamalar (191) ve lifestyle ürünler (156) olarak belirtiyor. Düşük bütçeli kişisel helikopter, sağır ve dilsiz kişiler için tasarlanmış özel alarm saati, yerçekimsiz ortamda ameliyat masası, ergonomik ve estetik kol değneği, dış ortamda kullanılan 0 karbon emisyonlu enerji jeneratörü, sadece 8 $’a üretilebilecek bir protez ayak arasından birinci gelen proje Donn Koh’un tasarımı Leapfrog. Leapfrog, çocuk felci veya spina bifina hastalığı nedeniyle oturma pozisyonundan kalkma, hareket kazanma güçlüğü çeken çocukları destekleyen, yürümelerine ve dengede durmalarına yardımcı olan bir yürüteç. Çocuğun hareketli veya sabitken, hareketine veya duruşuna göre niyetini anlayıp kendini otomatik olarak farklı pozisyonlara (oturma, yürüme ve ayakta durma) ayarlayabilen tasarım bu sayede çocuğun düşmesine engel olup yanlış hareket dizgileri edinmesini önlüyor. Peter Schneider, “Bu proje ciddi bir araştırma sonucunda, farklı formlardaki fiziksel engellere göre tasarlanmış komplike fakat pratik bir çözüm sunuyor” derken jürinin ortak kararını etkileyen unsurun, ürünün hem fizik tedavi yöntemi olarak kullanımı hem de çocuk gelişimi ve güvenine katkısı olduğunu bildiriyor. Donn, 12,000 Euro’luk para ödülü ile beraber Braun Tasarım Departmanı’nda altı ay ücretli staj imkanı kazanmış. Franziska Faoro’nun fırlatıldığında, asıldığında veya alışılmadık bir yerde fotoğraf çekebilen 3 adet korumalı balıkgözü lensi ile tasarladığı dinamik dijital kamerası Triops, Bruno Peral Bey’in Mengin isimli yemek kapları, Lena Billmeier ve David Baur’un dinamik ve fütüristik ekolojik heykel projesi Vision Energy ise finale kalan diğer tasarımlar.
Geçmişten Günümüze 50 yıllık Braun Tasarımı ve BraunPrize 2007 sergisi 1 ile 17 Kasım tarihlerinde Rahmi Koç Müzesi’nde izlendi.
BraunPrize 2007
Dünyanın ilk uluslararası endüstriyel tasarım yarışması BraunPrize, geleceğin tasarım klasiklerini seçmek için ciddi bir eleme gerçekleştiriyor, işlevsellik ve hayata geçirilebilirlik en önemli kriterler
1955’ten bu yana üretilen Braun radyo, epilatör, mutfak aleti ve tıraş makinelerinin aralarında bulunduğu eski Braun ürünleri ve BraunPrize 2007 sergisi Rahmi Koç Müzesi’ndeydi. BraunPrize, 1968’den bu yana kariyerlerine yeni başlayan genç tasarımcıların yenilikçi ürün fikirlerini endüstri, teknoloji ve tasarım perspektifinden değerlendiriyor. Skeç, fotoğraf, teknik çizimlerin gönderildiği ilk aşamayı geçen projelerin finale kalabilmeleri için üç ana kriter var... Tasarım: İnovasyon, estetik, netlik, ergonomi; Teknoloji: Ürünün işlevini görmesindeki inandırıcılığı; Kullanışlılık: Ürünün kullanıcıya sağladığı yarar. Ürün fikrini geliştirirken dayanılan analizler, sosyal bağlam, çevreye uyumluluk ve uygulanabilirlik ise yarışma sonuçlarını etkileyen diğer kriterler.
Bu yıl “Gerçek bir gelecek tasarla- Yüzleş” sloganıyla yola çıkan yarışma değişen çevre koşullarına uyumlu endüstriyel tasarımları aradı. Türkiye’den bu yıl Abdurrahman Yıldırım, Gizem Bostan, Zeren Tanık’ın projelerinin de yarıştığı 54 ülkeden 903 proje, evde, işte, okulda, spor yaparken veya boş vakitlerini değerlendirirken, sağlık veya kişisel bakım alanında hayatı kolaylaştıran çözümler aradı. Braun tasarım direktörü Peter Schneider tasarımların yoğunlaştığı alanları medikal araçlar (192), evle ilgili uygulamalar (191) ve lifestyle ürünler (156) olarak belirtiyor. Düşük bütçeli kişisel helikopter, sağır ve dilsiz kişiler için tasarlanmış özel alarm saati, yerçekimsiz ortamda ameliyat masası, ergonomik ve estetik kol değneği, dış ortamda kullanılan 0 karbon emisyonlu enerji jeneratörü, sadece 8 $’a üretilebilecek bir protez ayak arasından birinci gelen proje Donn Koh’un tasarımı Leapfrog. Leapfrog, çocuk felci veya spina bifina hastalığı nedeniyle oturma pozisyonundan kalkma, hareket kazanma güçlüğü çeken çocukları destekleyen, yürümelerine ve dengede durmalarına yardımcı olan bir yürüteç. Çocuğun hareketli veya sabitken, hareketine veya duruşuna göre niyetini anlayıp kendini otomatik olarak farklı pozisyonlara (oturma, yürüme ve ayakta durma) ayarlayabilen tasarım bu sayede çocuğun düşmesine engel olup yanlış hareket dizgileri edinmesini önlüyor. Peter Schneider, “Bu proje ciddi bir araştırma sonucunda, farklı formlardaki fiziksel engellere göre tasarlanmış komplike fakat pratik bir çözüm sunuyor” derken jürinin ortak kararını etkileyen unsurun, ürünün hem fizik tedavi yöntemi olarak kullanımı hem de çocuk gelişimi ve güvenine katkısı olduğunu bildiriyor. Donn, 12,000 Euro’luk para ödülü ile beraber Braun Tasarım Departmanı’nda altı ay ücretli staj imkanı kazanmış. Franziska Faoro’nun fırlatıldığında, asıldığında veya alışılmadık bir yerde fotoğraf çekebilen 3 adet korumalı balıkgözü lensi ile tasarladığı dinamik dijital kamerası Triops, Bruno Peral Bey’in Mengin isimli yemek kapları, Lena Billmeier ve David Baur’un dinamik ve fütüristik ekolojik heykel projesi Vision Energy ise finale kalan diğer tasarımlar.
Geçmişten Günümüze 50 yıllık Braun Tasarımı ve BraunPrize 2007 sergisi 1 ile 17 Kasım tarihlerinde Rahmi Koç Müzesi’nde izlendi.
Etiketler:
Braun,
BraunPrize,
PG
Monday, December 10, 2007
Kentsel Dönüşüm
Kartal'dan bir görüntü, fotoğraf: Mustafa NurdoğduKentsel Dönüşüm, ilk kez 1940larda, savaş sonrası çöküntü mekanları dönüştürülürken dile geldi ve çoğu zaman devlet eliyle yapılan kamusal hizmetleri, toplu konutları, sosyal merkezleri kapsadı. Bugün modern kentlerin masa başında planlanmasının üzerinden epey zaman geçti, postmodern açılımlarla mekan ve mekan üretimi daha karmaşık bir hal aldı; kentsel dönüşüm ise 21. yüzyılda küresel ekonomiyle değişimden geçen çok katmanlı metropollerin kaçınılmaz gerçeği oldu. Mark Irving’in Kasım ayında icon sayfalarında kaleme aldığı yazı, Zaha Hadid’in konuk editörlüğünde tespit ettiği distopyanın son 40 yılda bulanıklaşan kent, insan akışı ve bina ilişkileriyle adeta modern ütopyanın radikal antitezinde gerçekleştiğini duyuruyordu. Bugün ulaşım ağlarını, kent merkezlerini, tarihi yapıları ve kamusal alanları planlamak için gereken öngörü geçen yüzyıldakinden çok farklı. Terörizmin tetiklediği güvenlik sorununun, teknoloji ve malzemede ulaşılan yeni dönemin, mülteci ve göçmenlerin yarattığı sosyal ara katmanların ve daha bir çok girdinin uzantısı yeni şehirler, kendi ölçeklerini adeta üç akışkan arasında arıyorlar: Sosyal kimlik, güç ve kâr.
Bir akış kenti konumlanan İstanbul’u bölgesel bir güce dönüştürmeyi hedefleyen kentsel dönüşüm projeleri sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziki çevreleri farklı açılardan ele alan şehir planlamacıları, mimarlar, kamu kurumları, dernekler ve toplumun farklı kesimleri tarafından konuşuluyor. Hadid’in Kasım ayında İstanbul’da gerçekleştirdiği Arkimeet sunumu ve bir gün öncesinde gerçekleşen Forum İstanbul, kent genelindeki bu değişimi dile getiren etkinliklerdi. Kentsel Dönüşüm ve Gayrimenkul Yatırımları temalı Forum İstanbul’da “İstanbul yatırımcılar için büyük bir fırsat. Bürokratik engelleri kaldırarak yatırımcılara bu fırsatı veriyoruz” diyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ve “Göçü yasaklayamayız ama, parası pulu olmayan insanların İstanbul’da yoğunlaşmasının engellenmesi için birtakım tedbirlerin alınması gerekiyor” diyen Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın sözleri de kaydediyor ki İstanbul, hızla yeniden tasarlanan bir kent. Tarihi Yarımada, Tepebaşı, Zeytinburnu, Küçük Çekmece, Kartal adları sıkça anılan dönüşüm alanları, İkitelli ve Bahçeşehir ise çalışmaları süren yeni kent merkezleri. İstanbul’un ulaşımına şimdilik harcanan 8 milyar dolar ve gelecek beş senede kente yapılacak 15 milyar dolarlık yatırım hedefi, gayrimenkulda henüz yeni başlayan yatırımların bir on sene daha hızlanarak devam edeceğini ortaya koyuyor. 2004 yılıyla birlikte gelen ekonomik ve politik istikrar yatırımcıyı kongre alanları, oteller, alışveriş merkezleri, ofis ve konut projelerine yöneltti. İmar yönetmeliğinde değişiklikler yapan belediye ve çıkan yasalar da değişime hareket alanı yaratıyor. Bu kadar alışveriş merkezine gerek var mı diyenlere kısa bir not geçmek gerek; 2010 yılılnda İstanbul’daki alışveriş merkezi sayısı % 51 artacak.
İstanbul’un merkez bölgelerinde trafik ve nüfus akışıyla kilitlenen yoğunluğu arazi kullanımıyla rahatlatmayı hedefleyen projelerden biri Kartal Alt Merkez ve Kartal-Pendik Kıyı Kesimi Kentsel Dönüşümü. Nisan 2006’da, İstanbul Metropoliten Planlama (İMP) Bürosu tarafından Çağrılı Uluslararası yarışmaya katılan Massimiliano Fuksas (İtalya), Kisho Kurokawa (Japonya) ve Zaha Hadid (Irak-İngiltere) projeler sumuş ve uluslararası seçici kurul, Zaha Hahid’in projesini gerçekçi uygulamaya değer bulmuştu. Kartal Kentsel Değişim Projesi Yöneticisi Süha Özkan, “Geçen zaman süresinde proje edinimi için bir sivil toplum kuruluşu olarak Kartal Geliştirme Derneği kurulmuş ve bu kuruluşun yönetim kurulu Hadid Mimarlık ve Kentsel Tasarım Grubu ile birlikte çalışarak projenin 1/5000 Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli İmar Uygulama Planlarının yapım sürecini başlatmıştı. 555 hektarlık bir alanı kapsayan Yeni Kartal Kentsel Merkezi projesi edinilmiş durumda. Şimdi İMP’deki uzmanların çalışmaları ile eldeki Nazım İmar Planı’nın Türkiye Planlama normlarına göre İBB Meclisine sunulacak niteliğe ve yerel standartlara getirilmesi çalışmaları sürmektedir. Bu planın onayı sonrası İBB Meclisinin ve Kartal Belediyesinin önerileri çerçevesinde 1/1000 ölçekli İmar Uygulama Planlarının düzenlenmesi çalışmaları başlayacak” açıklamasıyla projenin ilk aşamasının tamamlandığını duyurdu. 100.000 kişiye iş alanı yaratması planlanan alan, deniz otobüsü, tramvay ve Marmaray’la birleştiğinde kolay ulaşılabilecek ve 2.5 milyon kişinin yararlanabileceği bir alt merkez olacak.
Hadid’in amorf ve dalgalı dinamik bina ağının mevzuat ve hukuka uygulanabilirliği tartışılıyor. Kartal projesini soyut bir heykele benzetenler, projenin gerçekleşmesinde büyük zorluklar görüyor, Özkan ise projenin onayıyla birlikte başlayacak süreçte üst yapıları 3 yıl içerisinde görebilmenin mümkün olduğunu söylüyor. Arkimeet Konferansı’nda projeyi gelişigüzel bir düzen sözleriyle nitelendiren bir izleyiciye Hadid’in cevabı “Kesinlikle gelişigüzel değil. Kartal’daki yapısal kesitler 20 senede gelişti. Projedeki binalar, birbirini tekrar etmiyor, bir akımı takip ediyor” şeklinde oldu. Kartal, fiziki çevresi şehrin içinde kalmış büyük bir sanayi bölgesi olarak diğer kentsel dönüşüm bölgelerinden farklılaşmakta. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Bölümü Başkanı İhsan Bilgin, küçük sanayi bölgelerinde dönüşümün doğası gereği daha zor olduğundan bahsederken “Kartal hinterlandıyla geniş bir merkez ve bir mafsal nokta. Büyük parsellerin olması bir avantaj. Bu parseller buranın değerini iyi hesaplayacak profesyonel sanayinin elinde. Ayrıca projenin civarın dokusundan yola çıkıp ona plastik bir boyut kazandırması, anonim dokuya heykelsi bir tansiyon yüklemesi başarılı. Proje iyi yönetildiğinde ve ulaşım ağı tamamlandığında Kartal anlamlı olacak” diyor. İstanbul Şehir Plancıları Odası eski başkanı Erhan Demirdizen ise bu farklılığın kamu otoriteleri tarafından kentsel dönüşümde izlenen yaklaşımı değiştirmediğini şöyle aktarıyor: “Belediyelerin kentsel dönüşümden algıladıkları, bir bakıma kamu gücünü kullanarak emlak piyasasına müdahale etmek. Kartal’da durum farklı, buradaki mülk sahipleri Türkiye’nin sanayileşme tarihinde yeri olan büyük aktörler. Önemli bir alt merkez kararı buradaki muhtemel bir dönüşümü önceden projelendirmek isteyen belediyeyle şekilleniyor.”
MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Başkan Yardımcısı Murat Yalçıntan, Kartal’dan yola çıkarak “Herhangi bir dönüşüm projesi bir mimar tarafından yapılmamalı” diyor. “Londra, 7 senede bir plan hazırladı. Plancılar mesafeyle kenti incelerler ve farklı disiplinler arasındaki koordinasyonu sağlarlar. İnsanların ekonomik, sosyal, siyasal örgütlenme alışkanlıkları kent tasarımının girdisidir. Karar, karından alınabilecek bir şey değildir” şeklinde devam eden Yalçıntan, fiziki dönüşümün mutsuz bir kent yaratma olasılığı üzerinde duruyor. Şehir plancı Şükrü Aslan, dönüşüm sonrası Kartal’daki konut sahiplerinin nereye gideceğini soruyor, gecekondu bölgelerine yerlerinden edilen kimselerin mağduriyetlerini maddi ve manevi yönleriyle anlatıyor: “Mülkiyet sahibi olanlar, başka yerde karşılıksız olmayan dairelere 20 yıl taksitle borçlanıyorlar. Bununla birlikte gecekondu kültürü çok katlı apartmanlarda bir yaşam tarzı olarak devam ediyor. Suç ve şiddet bölgeleri olarak sunulan yerlerde tasfiye meşru hale geliyor, oysa bu mağduriyet gelecekte daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.”
TOKİ Bezirgan Bahçe Konutları kentsel dönüşüm projeleriyle ilgili fikir veren başka bir çekim merkezi. Pilot proje olarak kamu otoritelerinin özellikle ilgilendiği bölge, güvenlikli konut sitelerindeki homojen dokuyu yansıtmıyor; sosyal, ekonomik, kültürel ve politik katmanlarla görülen fotoğraf henüz küçük ölçekte bir kültür mozaiği (ya da ebrusu) değil. Topbaş’ın “İstanbul gelecekte çok daha farklı bir kent olacak” sözleri tüm kesimlerce sahiplenilmeyi hak ediyor.
Bir akış kenti konumlanan İstanbul’u bölgesel bir güce dönüştürmeyi hedefleyen kentsel dönüşüm projeleri sosyal, kültürel, ekonomik ve fiziki çevreleri farklı açılardan ele alan şehir planlamacıları, mimarlar, kamu kurumları, dernekler ve toplumun farklı kesimleri tarafından konuşuluyor. Hadid’in Kasım ayında İstanbul’da gerçekleştirdiği Arkimeet sunumu ve bir gün öncesinde gerçekleşen Forum İstanbul, kent genelindeki bu değişimi dile getiren etkinliklerdi. Kentsel Dönüşüm ve Gayrimenkul Yatırımları temalı Forum İstanbul’da “İstanbul yatırımcılar için büyük bir fırsat. Bürokratik engelleri kaldırarak yatırımcılara bu fırsatı veriyoruz” diyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş’ın ve “Göçü yasaklayamayız ama, parası pulu olmayan insanların İstanbul’da yoğunlaşmasının engellenmesi için birtakım tedbirlerin alınması gerekiyor” diyen Toplu Konut İdaresi (TOKİ) Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın sözleri de kaydediyor ki İstanbul, hızla yeniden tasarlanan bir kent. Tarihi Yarımada, Tepebaşı, Zeytinburnu, Küçük Çekmece, Kartal adları sıkça anılan dönüşüm alanları, İkitelli ve Bahçeşehir ise çalışmaları süren yeni kent merkezleri. İstanbul’un ulaşımına şimdilik harcanan 8 milyar dolar ve gelecek beş senede kente yapılacak 15 milyar dolarlık yatırım hedefi, gayrimenkulda henüz yeni başlayan yatırımların bir on sene daha hızlanarak devam edeceğini ortaya koyuyor. 2004 yılıyla birlikte gelen ekonomik ve politik istikrar yatırımcıyı kongre alanları, oteller, alışveriş merkezleri, ofis ve konut projelerine yöneltti. İmar yönetmeliğinde değişiklikler yapan belediye ve çıkan yasalar da değişime hareket alanı yaratıyor. Bu kadar alışveriş merkezine gerek var mı diyenlere kısa bir not geçmek gerek; 2010 yılılnda İstanbul’daki alışveriş merkezi sayısı % 51 artacak.
İstanbul’un merkez bölgelerinde trafik ve nüfus akışıyla kilitlenen yoğunluğu arazi kullanımıyla rahatlatmayı hedefleyen projelerden biri Kartal Alt Merkez ve Kartal-Pendik Kıyı Kesimi Kentsel Dönüşümü. Nisan 2006’da, İstanbul Metropoliten Planlama (İMP) Bürosu tarafından Çağrılı Uluslararası yarışmaya katılan Massimiliano Fuksas (İtalya), Kisho Kurokawa (Japonya) ve Zaha Hadid (Irak-İngiltere) projeler sumuş ve uluslararası seçici kurul, Zaha Hahid’in projesini gerçekçi uygulamaya değer bulmuştu. Kartal Kentsel Değişim Projesi Yöneticisi Süha Özkan, “Geçen zaman süresinde proje edinimi için bir sivil toplum kuruluşu olarak Kartal Geliştirme Derneği kurulmuş ve bu kuruluşun yönetim kurulu Hadid Mimarlık ve Kentsel Tasarım Grubu ile birlikte çalışarak projenin 1/5000 Nazım İmar Planı ile 1/1000 ölçekli İmar Uygulama Planlarının yapım sürecini başlatmıştı. 555 hektarlık bir alanı kapsayan Yeni Kartal Kentsel Merkezi projesi edinilmiş durumda. Şimdi İMP’deki uzmanların çalışmaları ile eldeki Nazım İmar Planı’nın Türkiye Planlama normlarına göre İBB Meclisine sunulacak niteliğe ve yerel standartlara getirilmesi çalışmaları sürmektedir. Bu planın onayı sonrası İBB Meclisinin ve Kartal Belediyesinin önerileri çerçevesinde 1/1000 ölçekli İmar Uygulama Planlarının düzenlenmesi çalışmaları başlayacak” açıklamasıyla projenin ilk aşamasının tamamlandığını duyurdu. 100.000 kişiye iş alanı yaratması planlanan alan, deniz otobüsü, tramvay ve Marmaray’la birleştiğinde kolay ulaşılabilecek ve 2.5 milyon kişinin yararlanabileceği bir alt merkez olacak.
Hadid’in amorf ve dalgalı dinamik bina ağının mevzuat ve hukuka uygulanabilirliği tartışılıyor. Kartal projesini soyut bir heykele benzetenler, projenin gerçekleşmesinde büyük zorluklar görüyor, Özkan ise projenin onayıyla birlikte başlayacak süreçte üst yapıları 3 yıl içerisinde görebilmenin mümkün olduğunu söylüyor. Arkimeet Konferansı’nda projeyi gelişigüzel bir düzen sözleriyle nitelendiren bir izleyiciye Hadid’in cevabı “Kesinlikle gelişigüzel değil. Kartal’daki yapısal kesitler 20 senede gelişti. Projedeki binalar, birbirini tekrar etmiyor, bir akımı takip ediyor” şeklinde oldu. Kartal, fiziki çevresi şehrin içinde kalmış büyük bir sanayi bölgesi olarak diğer kentsel dönüşüm bölgelerinden farklılaşmakta. İstanbul Bilgi Üniversitesi Mimari Tasarım Yüksek Lisans Bölümü Başkanı İhsan Bilgin, küçük sanayi bölgelerinde dönüşümün doğası gereği daha zor olduğundan bahsederken “Kartal hinterlandıyla geniş bir merkez ve bir mafsal nokta. Büyük parsellerin olması bir avantaj. Bu parseller buranın değerini iyi hesaplayacak profesyonel sanayinin elinde. Ayrıca projenin civarın dokusundan yola çıkıp ona plastik bir boyut kazandırması, anonim dokuya heykelsi bir tansiyon yüklemesi başarılı. Proje iyi yönetildiğinde ve ulaşım ağı tamamlandığında Kartal anlamlı olacak” diyor. İstanbul Şehir Plancıları Odası eski başkanı Erhan Demirdizen ise bu farklılığın kamu otoriteleri tarafından kentsel dönüşümde izlenen yaklaşımı değiştirmediğini şöyle aktarıyor: “Belediyelerin kentsel dönüşümden algıladıkları, bir bakıma kamu gücünü kullanarak emlak piyasasına müdahale etmek. Kartal’da durum farklı, buradaki mülk sahipleri Türkiye’nin sanayileşme tarihinde yeri olan büyük aktörler. Önemli bir alt merkez kararı buradaki muhtemel bir dönüşümü önceden projelendirmek isteyen belediyeyle şekilleniyor.”
MSGSÜ Şehir ve Bölge Planlama Bölümü Başkan Yardımcısı Murat Yalçıntan, Kartal’dan yola çıkarak “Herhangi bir dönüşüm projesi bir mimar tarafından yapılmamalı” diyor. “Londra, 7 senede bir plan hazırladı. Plancılar mesafeyle kenti incelerler ve farklı disiplinler arasındaki koordinasyonu sağlarlar. İnsanların ekonomik, sosyal, siyasal örgütlenme alışkanlıkları kent tasarımının girdisidir. Karar, karından alınabilecek bir şey değildir” şeklinde devam eden Yalçıntan, fiziki dönüşümün mutsuz bir kent yaratma olasılığı üzerinde duruyor. Şehir plancı Şükrü Aslan, dönüşüm sonrası Kartal’daki konut sahiplerinin nereye gideceğini soruyor, gecekondu bölgelerine yerlerinden edilen kimselerin mağduriyetlerini maddi ve manevi yönleriyle anlatıyor: “Mülkiyet sahibi olanlar, başka yerde karşılıksız olmayan dairelere 20 yıl taksitle borçlanıyorlar. Bununla birlikte gecekondu kültürü çok katlı apartmanlarda bir yaşam tarzı olarak devam ediyor. Suç ve şiddet bölgeleri olarak sunulan yerlerde tasfiye meşru hale geliyor, oysa bu mağduriyet gelecekte daha tehlikeli sonuçlar doğurabilir.”
TOKİ Bezirgan Bahçe Konutları kentsel dönüşüm projeleriyle ilgili fikir veren başka bir çekim merkezi. Pilot proje olarak kamu otoritelerinin özellikle ilgilendiği bölge, güvenlikli konut sitelerindeki homojen dokuyu yansıtmıyor; sosyal, ekonomik, kültürel ve politik katmanlarla görülen fotoğraf henüz küçük ölçekte bir kültür mozaiği (ya da ebrusu) değil. Topbaş’ın “İstanbul gelecekte çok daha farklı bir kent olacak” sözleri tüm kesimlerce sahiplenilmeyi hak ediyor.
icon 12
Subscribe to:
Posts (Atom)