Monday, October 26, 2009

untitled 20

Elveda çok yürüdü. Tereler havalanmış, ayakları hafiflemiş, alnı nem almıştı.
Gün boyunca düş gördü anneciğim. Bağrını kimse delmedi, bir garip hülyada omzu rahatsız. Geçecektir, anlayış gösterin.
O mercanlı bir köşktü. bir gavur naşında arasta, he mercan, he böyle miydi bu çocuk?
Rica ederim Mösyö Crocart. Ayaklarınızı bağrımdan toplayın ve bir meze taşı gibi defolun zehre bu evden. Feryemiş bir işgal geçiyor fikrinizin üstünden.
Altı ter dostuz her, önü or seni iter.
Ah anneciğim,
Boynun kısa ağlıyorsun
Fark etmeden kıyamet kopuyoruz
Yanaklarımdan öpüyorsun.
Yanakların bir alev harlıyor. Ateş parlıyor yanakların. Yanakların sıcak, paçasız. Yanakların yün kanı emmiş; kalbi, damarı, karnı yarık.
Atıyor gül, tasında kasnağı, bir milim çevresinde açıyor ruhunu. Arlı duruyor; ıska etsin, kuru on yıl var, var yaşıyor bu halde, üssüz, donsuz, ormansız.
Elhamdürüllah afiyette izliyorlar gidişini.
Elveda çok yerindeydi, niçin çok yürüdü? Ne uyuz bir otel bu. Hiç mi çekincesi yok hayattan? Hiç mi heycanı tar-ı.
Tirtir titriyor mösyö, titrir tit yahu. titr aşikâr hatrına.
Ah şimdi anlıyorum, baştan söyleseydiniz ya.
Böyle şeyler söylenmez mösyö, dört kişiye yer yok oyunda.
Üçümüz hayat sert ve köşe dön duvar pek yazık
Eeh çok uzattın artık
hesabı alalım yeğenim,
Bi çok sevdiğin tablen kül ve resmin mahzun anneciğim.
Oyun kıymet kopuyoruz herşeyden.
Şevkat ve şevk, Allah’a yolla beni. Allah yoksa Feryemiş? Biz nereden geldik ve kimdik ki tanıştık senle? Bana hayat bağlar de.
Elveda de. Dön arkanı yürü istemem.
yanaklarımdan öptün zaten.
Bana hesap ödeme

0 yorum: