Sonra Ömer ona dedi: "Senin bu ağlayışın da akıllılığının eseridir.
Fani olmanın yolu başka bir yoldur.
Çünkü akıllılık/uyanıklık başka bir günahtır.
Akıllılık geçmişi hatırlamaktandır.
Geçmiş ve gelecek Allah'a perdedir/engeldir.
Her ikisini ateşe çal, bu her ikisi yüzünden ne zamana dek ney gibi çok boğumlu olacaksın?
Neyde boğum oldukça sırdaş olmaz, o dudak ve ses bir arada bulunmaz.
Tavaf ediyorsun ama bizzat giysiyle tavaf ediyorsun. Eve geldin hala kendinlesin.
2200, Birinci defter, Mesnevi
Friday, January 30, 2009
Sunday, January 25, 2009
Thursday, January 22, 2009

bugünlerde film ve kitap okumaktan başka bişi yaptığım söylenemez (bir de sahile iniyorum bolca). Ortaya attırdığım bu düzen değişecek mi sorusunu, Foucoult'nun Cinsellik Tarihi'nden, Pınar'ın Canada'dan tasvir ettiği partner'lık vaziyetlerine ve taa bir vakit Atakan, Ömür, Tolga'yla giriştiğimiz anne babalarımızdan bunları gördük, biz partner'lığa inanmayız tartışmalarından sonra bilakis kendim cevaplayacak donanıma sahip olmak istiyorum. Ne alaka olduğu üzerine çalışmaktayım; alakasız insanlarla alakasız ortamlarda yani entelijansiyadan uzaklarda tartışmasına girdiğim yükselen ırkçılık tandanslarıyla. Elmas yazıyordu İzmir'in yeni heykeliyle mücadelesini, oysa bu heykel üç- dört yıl öncesinden kordonun göbeğine, Egenin meşhur Palmiye ağaçlarını andıracak bir şehitler, askerler vs. anıtından belliydi. Sonra o meşhur Zeki Demirkubuz'un Masumiyet ve Kader filmlerindeki İzmir'e bakarak (birinde hemen de düzenlenen sokakları, istimlak edilen alanları, parlatılan cepheleriyle unutuverdiğimiz şehirli çöküşmüş taşralılık, diğerinde ise bayraklardan geçilmeyen kamera görüntüleri) 90'larla yeni milenyum arasındaki farkları sıralayarak, yeni duzenin fiziki anlamda nasıl da meşrulaşıverdiğine- ulus devletlerden sonra ne olacağını bir gün biri Kürt diğeri Türk iki arkadaş iğne oymalarıyla birbirlerine laf atarken gündeme getirdiğimde yediğim bakışlarla. Kader'in sahilde yatan kalkan Bekir'i, Masumiyet'teki o dar sokak kabusu dokudan sonra oraya yakışmış mı yani? Next: Atatürk Tayyibe nasıl benzer?
şunu not düşmek için açtım bilgisayarı esasen, toparlayamama ihtimalime karşın...
"Aklında kaldığına göre görgü kurallarından birinde (galiba yedincisinde) şöyle deniyordu. Böyle durumlarda bir kadın için, o andaki uğraşı ne olursa olsun, karşısındaki genç adamın gösteriş yapmak, kendini göstermek arzusunun oyluk kemiklerini, kaburgalarını sergileyebilmesi ve rahatlaması için onun yardımına koşması gerekir; nasıl ki onlara da, örneğin metroda bir yangın çıksa, bize yardım etmek düşer, diye geçkin kız dürüstlüğüyle kendi kendine düşündü. O zaman tabii Tansley'den kendini kurtarmasını bekleyecekti. Ama ne o, ne ben üstümüze düşen bu görevi yapmazsak, bunun sonu neye varacak? diye düşünerek kendi kendine gülümsedi."
Deniz Feneri, Virginia Woolf. sy 115
Wednesday, January 21, 2009
for the bloodshed in gaza (jaki's words)
No need for other words. I am guilty. And I just wanted to share something that expresses my feelings. I intend that I am changing my inner conflicts, accepting the other that I have created, dissolving within a great self.
Jaki
"Sderot-Gaza
Look no further. I bear the greatest guilt.
Yet the whole world is guilty, not only for not having stopped the rockets and the bombardments, but for allowing them ever to get started.I do not think that Israelis and Palestinians are victims of each other, they are both victims of our indifference and lack of bravery.We rebel, we sign petitions, we organise marches, but what do we do to bring about more justice and more love?Guilt does not lie only with the soldier who pulls the trigger of his gun, or the person who launches rockets or drops bombs, or the person who gives the order. The responsibility for all this also lies with the author of this short message.I plead guilty because I was unable to prevent conditions that allowed, and still allow such crimes to occur. Because I did not convert the violence within myself into a sense of brotherhood. Because I let the fear and suffering of one side develop into oppression on the other, because I did not love the Other as I loved myself.So today, I can sign all the petitions in the world, rise up in rebellion before the whole world, brave all the rockets and all the missiles ...but unless I change the way I look at the Other and the feelings of my inner heart, I will not be able to change anything in the world because the world is merely a reflection of myself, a reflection of my egoism, my passions, my conflicts, my indifference, my cowardice.
If my heart is filled with confusion and rebellion when I go to the battlefront of Sderot and Gaza to plead for mutual attention and respect as I seek to separate the belligerents, I will only be adding more confusion and rebellion.If I arrive with an ego that makes me think I can dispense justice and preach moral righteousness, I will only be bringing greater injustice and immorality. But with peace in my heart, I would be able to save the world and save myself."
Jaki
"Sderot-Gaza
Look no further. I bear the greatest guilt.
Yet the whole world is guilty, not only for not having stopped the rockets and the bombardments, but for allowing them ever to get started.I do not think that Israelis and Palestinians are victims of each other, they are both victims of our indifference and lack of bravery.We rebel, we sign petitions, we organise marches, but what do we do to bring about more justice and more love?Guilt does not lie only with the soldier who pulls the trigger of his gun, or the person who launches rockets or drops bombs, or the person who gives the order. The responsibility for all this also lies with the author of this short message.I plead guilty because I was unable to prevent conditions that allowed, and still allow such crimes to occur. Because I did not convert the violence within myself into a sense of brotherhood. Because I let the fear and suffering of one side develop into oppression on the other, because I did not love the Other as I loved myself.So today, I can sign all the petitions in the world, rise up in rebellion before the whole world, brave all the rockets and all the missiles ...but unless I change the way I look at the Other and the feelings of my inner heart, I will not be able to change anything in the world because the world is merely a reflection of myself, a reflection of my egoism, my passions, my conflicts, my indifference, my cowardice.
If my heart is filled with confusion and rebellion when I go to the battlefront of Sderot and Gaza to plead for mutual attention and respect as I seek to separate the belligerents, I will only be adding more confusion and rebellion.If I arrive with an ego that makes me think I can dispense justice and preach moral righteousness, I will only be bringing greater injustice and immorality. But with peace in my heart, I would be able to save the world and save myself."
Sunday, January 18, 2009
ikinci senesinde hrant ve biz

İFŞAYA ÇAĞRI
Biz, aşağıda imzası bulunan Türkiyeli vicdan sahipleri, 23 Ocak’ta Hrant Dink’in cansız bedeninin arkasında yürüyen kalabalığın saygılı sessizliğinin, ortak bir iradeye dönüşmesini istiyoruz. Irkçılığı milliyetçilik adı altında meşrulaştıranların, bu korkunç cinayetin işlenmesinde sorumluluk sahibi olduğunu biliyor, bu söylemi ifşa etmenin böyle bir sivil iradenin gereği olduğuna inanıyoruz.
TCK’nın 301. maddesi uyarınca hakkında açılan dava başta olmak üzere, bütün hayatı boyunca verdiği mücadelede Hrant Dink’i gerektiği gibi destekleyememiş olmaktan; kan, ırk, ölüm ve nefret üzerinden kişisel ve siyasi çıkar sağlayan çevrelere karşı daha önce yeterince ses çıkaramamış olmaktan ötürü kendimizi suçlu hissettiğimiz için;
Hrant Dink’in ailesi, Agos Gazetesi çalışanları ve Türkiye Ermenileri başta olmak üzere, Türkiye’de ayrımcılığa maruz kalan tüm kesimlerle dayanışma içinde olmayı her zamankinden daha çok istediğimiz için;
İntikam ve yıkım üzerine kurulu bir ülkede değil, Avrupa Birliği’nin ve başka ülkelerin tutumu ne olursa olsun; demokratik, çoğulcu, insan haklarına ve ifade özgürlüklerine saygılı, içindeki farklı kimlikleri zenginlik olarak görebilen bir ülkede yaşamak istediğimiz için;
Yıllardır gözlerimizin önünde, medyada, televizyonda, reklam dünyasında, toplumsal yaşamın her alanında bilinçli bir biçimde beslenerek, bebeklerden katiller yaratma noktasına getirilen milliyetçiliğin bu ülkede başka canlar aldığını bir daha görmek istemediğimiz için;
Milliyetçi dalganın desteğini her ne pahasına olursa olsun arkalarına almak uğruna, sudan bahanelerle Hrant Dink’in cenazesine gelmeye cesaret edemeyen tüm siyasi sorumluları, ölüm ve nefret üzerinden çıkar sağlayan hesapçılar olarak gördüğümüz için;
Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, çeşitli kurum ve kişilerin daha Dink’in cenazesi kalkmadan başlattıkları “Türkiye’nin imajı bozulmasın” kampanyasından midemiz bulandığı ve kendi insanlarını katletmeyen bir ülkenin, zaten “imaj” sorunu olmayacağına inandığımız için;
Hrant Dink’in inandığı ve anlatmaya çalıştığı gibi, 1915'ten itibaren yaşananların ve Ermenilerin bugün hala maruz kaldıkları ayrımcılıkların sorgulanabilmesine olanak tanıyacak toplumsal koşulların oluşturulması gerektiğine inandığımız için;
Irkçılığın, ülkemizde ve başka ülkelerde toplumun tümü için her zaman yıkıcı sonuçlar doğurduğunu; buna karşı barışçı, sürekli ve geniş çaplı bir çabayı şimdi başlatmazsak, Türkiye’nin farklılıklarından arındırılmış bir şiddet toplumuna dönüşeceğini gördüğümüz için;
Irkçılığın bilinçli bilinçsiz tüm aktörlerini, resmi kaynaklarını ve kültürel mimarlarını bu cinayetin azmettiricileri ve yükselen toplumsal şiddetin sorumluları olarak, sözlerimizin ya da kalemlerimizin ulaşabildiği her platformda ifşa edeceğimizi; onlarla mücadelemizin, elimizden gelen tüm barışçı eylem biçimleriyle, bundan böyle sürekli olarak devam edeceğini; bu çabaya katkıda bulunan ya da bulunmak isteyen kişi ve kurumlar ile birlikte, ırkçılığın açıkça ya da dolaylı olarak tehdit ettiği bütün Türkiyelilerle sürekli, kararlı ve somut bir dayanışma içinde olacağımızı ilan ediyoruz.
Farklı etnik ve dini kimliklere sahip olmanın, Türk olmaya karşı bir kışkırtma, bir hakaret, bir tehdit olmadığı gerçeği benimsenene dek, Türkiye'de siyasi, yasal ve kültürel ayrımcılığa maruz kalan tüm kimlikler bizlere de ait olacak.
Biz, aşağıda imzası bulunan Türkiyeli vicdan sahipleri, 23 Ocak’ta Hrant Dink’in cansız bedeninin arkasında yürüyen kalabalığın saygılı sessizliğinin, ortak bir iradeye dönüşmesini istiyoruz. Irkçılığı milliyetçilik adı altında meşrulaştıranların, bu korkunç cinayetin işlenmesinde sorumluluk sahibi olduğunu biliyor, bu söylemi ifşa etmenin böyle bir sivil iradenin gereği olduğuna inanıyoruz.
TCK’nın 301. maddesi uyarınca hakkında açılan dava başta olmak üzere, bütün hayatı boyunca verdiği mücadelede Hrant Dink’i gerektiği gibi destekleyememiş olmaktan; kan, ırk, ölüm ve nefret üzerinden kişisel ve siyasi çıkar sağlayan çevrelere karşı daha önce yeterince ses çıkaramamış olmaktan ötürü kendimizi suçlu hissettiğimiz için;
Hrant Dink’in ailesi, Agos Gazetesi çalışanları ve Türkiye Ermenileri başta olmak üzere, Türkiye’de ayrımcılığa maruz kalan tüm kesimlerle dayanışma içinde olmayı her zamankinden daha çok istediğimiz için;
İntikam ve yıkım üzerine kurulu bir ülkede değil, Avrupa Birliği’nin ve başka ülkelerin tutumu ne olursa olsun; demokratik, çoğulcu, insan haklarına ve ifade özgürlüklerine saygılı, içindeki farklı kimlikleri zenginlik olarak görebilen bir ülkede yaşamak istediğimiz için;
Yıllardır gözlerimizin önünde, medyada, televizyonda, reklam dünyasında, toplumsal yaşamın her alanında bilinçli bir biçimde beslenerek, bebeklerden katiller yaratma noktasına getirilen milliyetçiliğin bu ülkede başka canlar aldığını bir daha görmek istemediğimiz için;
Milliyetçi dalganın desteğini her ne pahasına olursa olsun arkalarına almak uğruna, sudan bahanelerle Hrant Dink’in cenazesine gelmeye cesaret edemeyen tüm siyasi sorumluları, ölüm ve nefret üzerinden çıkar sağlayan hesapçılar olarak gördüğümüz için;
Hrant Dink’in öldürülmesinin ardından, çeşitli kurum ve kişilerin daha Dink’in cenazesi kalkmadan başlattıkları “Türkiye’nin imajı bozulmasın” kampanyasından midemiz bulandığı ve kendi insanlarını katletmeyen bir ülkenin, zaten “imaj” sorunu olmayacağına inandığımız için;
Hrant Dink’in inandığı ve anlatmaya çalıştığı gibi, 1915'ten itibaren yaşananların ve Ermenilerin bugün hala maruz kaldıkları ayrımcılıkların sorgulanabilmesine olanak tanıyacak toplumsal koşulların oluşturulması gerektiğine inandığımız için;
Irkçılığın, ülkemizde ve başka ülkelerde toplumun tümü için her zaman yıkıcı sonuçlar doğurduğunu; buna karşı barışçı, sürekli ve geniş çaplı bir çabayı şimdi başlatmazsak, Türkiye’nin farklılıklarından arındırılmış bir şiddet toplumuna dönüşeceğini gördüğümüz için;
Irkçılığın bilinçli bilinçsiz tüm aktörlerini, resmi kaynaklarını ve kültürel mimarlarını bu cinayetin azmettiricileri ve yükselen toplumsal şiddetin sorumluları olarak, sözlerimizin ya da kalemlerimizin ulaşabildiği her platformda ifşa edeceğimizi; onlarla mücadelemizin, elimizden gelen tüm barışçı eylem biçimleriyle, bundan böyle sürekli olarak devam edeceğini; bu çabaya katkıda bulunan ya da bulunmak isteyen kişi ve kurumlar ile birlikte, ırkçılığın açıkça ya da dolaylı olarak tehdit ettiği bütün Türkiyelilerle sürekli, kararlı ve somut bir dayanışma içinde olacağımızı ilan ediyoruz.
Farklı etnik ve dini kimliklere sahip olmanın, Türk olmaya karşı bir kışkırtma, bir hakaret, bir tehdit olmadığı gerçeği benimsenene dek, Türkiye'de siyasi, yasal ve kültürel ayrımcılığa maruz kalan tüm kimlikler bizlere de ait olacak.
Monday, January 12, 2009
ISRAIL, SANA SOYLUYORUM. DUR!
729- Israil orijinli malların kodu
Amerikadan asagida ataçladığım mail geldi, track edilmis markalari boykot icin. Buna ek olarak Turkiye Tuketiciler Derneği'nin "Filistin için Boykot, Tecrit ve Yaptırım" hareketinin sayfasına koyduğu liste : Lay's, Doritos, Cheetos, Hayat Su, Danone, Activa, Elite Cafe, Becel, Lipton, Calve, Knorr, Algida, Magnum, Carte D'or, Axe, Rexona, Signal, Dove, Omo, Domestos, Marlboro, Parliament, Lark, Muratti, Coca Cola, Pepsi Cola, Starbucks Coffee chain, Mc Donald's and Burger King. Krizle birlikte batsin bu dunya. Ne diyo sosyal bilimciler, ekonomistler, felsefe bilenler, hey SİVİLLER var mi onumuzu goren? Ne gelecekse gelsin postmortemiteden sonra. Boykot ediyorum her bi haltı, boykot ediyorum.

Wednesday, January 07, 2009
belgesiz.
Bilgisayarda yazmak bos bir sayfaya baslamaktan kolay. On parmak da, uc parmak arasinda kalem tutmaktan hizli.
(Tokyo sizi 180 derece bir hosgeldinizle karsiliyor ve her dokunmasiz temastan bin tesekkurle geri cikartiyor.)
Eve dondugumde, birlikte yasadigim tum mobilya ve kiyafetler; dusunulmemis, rasgele eslikler fazla geldi. Herseyi o gece kapi onune koymak istedim, kiyafet ve yillanmis ayakkabilardan aninda kurtuldum, aynen arkami donmeden.
Dusundum: Ait hissetmiyorum, dedim.
Sonra iki harddiskim de bir gece arayla coktu.
Yedeksiz kaldim. Cok panik yapmadim. Belki hayatta ask disinda henuz sakin olmanin faydalarina filan ikna oldum, ya da idrak edemedim. Neler kaybettigimi dusundum. Yillanmis CD'lere baktim, cizik filan cikti.
Cogu gitmis, azi kalmis.
Tokyo'da bardan nete baglanan vasif, Turkiye'de telefon kullanmama kararima "deniz. telefonun yok. bilgisayarin yok. isin yok. you don't exist" derken hazir cevabim I AM LOST-idi. Iste bir egzistans problemi: Tum gecmisini, hatta kendini beraberinde goturmek habire, bu mu degisecek simdi?
Cok uzun zamandir -belki selin ilk hindistana gittiginden beri- yolda yururken bir tekerlege donustugumu ve yokus asagi yukari yuvarlandigimi hayal ediyorum. Buna ek olarak ruyalarimda gordugum gercekte var olmayan mekanlarda dolastigim da oluyor.
iste bir A4'te buldum; ilk artist statement'im! bu bilgisayarda bile kayitli degildi ki buyuk olasilik, ilk dersten sonra cope gitmisti.
Tende kirilgan ve dokundugun anda aciyan birseyler var.
Insan vucudu ve ruhu normallik aciklamalarindan cok uzakta kendiliginden var olabiliyor. Vucuddaki aciyi, sevinci, rengi, isigi, ritmi, muzigi, tutkuyu ariyorum. Cizerken gozlerinle dokunuyorsun karsindakinin vucuduna; bu bir ruh gecisi, tenin parcasi haline gelis; ruhu ele veris. Bahsettigim dokunma eylemi sessiz. Sessizligin islak oldugunu dusunuyorum, sinirlari zorlayabiliyorsun. Sinirin otesinde usume var, ve titreme. Guzeli bulmak boyle bir sey. Var olan hicbirsey oldugundan fazla degil, ama gorunuste ve algilamada bir yanlislik var. Herseyin onu tikanmis, oze ve butune ulasamiyorum. Kendimi buldugumu, kendimi gordugumu, seyredebildigimi soyleyemem. Ama karsimdakini gormeye onu kimliginden bagimsiz seyretmeye calisiyorum. Yolda gorup pesinden gittigim insanlarda neyin benim buyuledigini bulma arayisi bu. Karsimdakinin yuzune anlamsizca takildigimda, ozunden gelen ve onun farkinda olmadigi guzelligi gormek ve bunu sorgulamak. Hayran olmak bu. Ve guzellik buralarda bir yerlerde.
Goruntunun obur yanina gecmek ve guzelligi yakalamak bir anda da olabilir, bunun zamanini bilemem. Bu bir tesaduf degil. Icimde benden cok hayatin birikmesi bu yuzden. Gercegi aramak da denebilir buna, ama ben bunun gercekten daha ote oldugunu dusunuyorum. Bunu yaparken bir cok seyi kaybedebilirim bir baskasinda kaybolabilirim; bundan korkmuyorum, sonucta beni buyuleyen aci da olabilir. Dis dunyayla birseyler yasaniyor, bitiyor ve tekrar basliyor; arda kalan zamanlarda dusuyor ve yukseliyorsun, kendine yonelik, kimliginle ilgili.
Butun hersey, aciklayici olsun olmasin, yasanmisliklarin disavurumu; hatta belki hepsi birilerinden, birseylerden oc alma egilimi. Butun sorun kanatlarimiz olmadigi icin ucamamak. Ucabildikten sonra kim oldugum onemli degil ama ucabilmem icin kim oldugumu bulmam gerekiyor. Bu arayis, cizimlerimdeki, budur.
Not: Hayatı istediğiniz gibi yaşayın. (ve gerekirse benliğinizde böyle bir cümleyle rahatlayacak saflığı koruyun.)
(Tokyo sizi 180 derece bir hosgeldinizle karsiliyor ve her dokunmasiz temastan bin tesekkurle geri cikartiyor.)
Eve dondugumde, birlikte yasadigim tum mobilya ve kiyafetler; dusunulmemis, rasgele eslikler fazla geldi. Herseyi o gece kapi onune koymak istedim, kiyafet ve yillanmis ayakkabilardan aninda kurtuldum, aynen arkami donmeden.
Dusundum: Ait hissetmiyorum, dedim.
Sonra iki harddiskim de bir gece arayla coktu.
Yedeksiz kaldim. Cok panik yapmadim. Belki hayatta ask disinda henuz sakin olmanin faydalarina filan ikna oldum, ya da idrak edemedim. Neler kaybettigimi dusundum. Yillanmis CD'lere baktim, cizik filan cikti.
Cogu gitmis, azi kalmis.
Tokyo'da bardan nete baglanan vasif, Turkiye'de telefon kullanmama kararima "deniz. telefonun yok. bilgisayarin yok. isin yok. you don't exist" derken hazir cevabim I AM LOST-idi. Iste bir egzistans problemi: Tum gecmisini, hatta kendini beraberinde goturmek habire, bu mu degisecek simdi?
Cok uzun zamandir -belki selin ilk hindistana gittiginden beri- yolda yururken bir tekerlege donustugumu ve yokus asagi yukari yuvarlandigimi hayal ediyorum. Buna ek olarak ruyalarimda gordugum gercekte var olmayan mekanlarda dolastigim da oluyor.
iste bir A4'te buldum; ilk artist statement'im! bu bilgisayarda bile kayitli degildi ki buyuk olasilik, ilk dersten sonra cope gitmisti.
Tende kirilgan ve dokundugun anda aciyan birseyler var.
Insan vucudu ve ruhu normallik aciklamalarindan cok uzakta kendiliginden var olabiliyor. Vucuddaki aciyi, sevinci, rengi, isigi, ritmi, muzigi, tutkuyu ariyorum. Cizerken gozlerinle dokunuyorsun karsindakinin vucuduna; bu bir ruh gecisi, tenin parcasi haline gelis; ruhu ele veris. Bahsettigim dokunma eylemi sessiz. Sessizligin islak oldugunu dusunuyorum, sinirlari zorlayabiliyorsun. Sinirin otesinde usume var, ve titreme. Guzeli bulmak boyle bir sey. Var olan hicbirsey oldugundan fazla degil, ama gorunuste ve algilamada bir yanlislik var. Herseyin onu tikanmis, oze ve butune ulasamiyorum. Kendimi buldugumu, kendimi gordugumu, seyredebildigimi soyleyemem. Ama karsimdakini gormeye onu kimliginden bagimsiz seyretmeye calisiyorum. Yolda gorup pesinden gittigim insanlarda neyin benim buyuledigini bulma arayisi bu. Karsimdakinin yuzune anlamsizca takildigimda, ozunden gelen ve onun farkinda olmadigi guzelligi gormek ve bunu sorgulamak. Hayran olmak bu. Ve guzellik buralarda bir yerlerde.
Goruntunun obur yanina gecmek ve guzelligi yakalamak bir anda da olabilir, bunun zamanini bilemem. Bu bir tesaduf degil. Icimde benden cok hayatin birikmesi bu yuzden. Gercegi aramak da denebilir buna, ama ben bunun gercekten daha ote oldugunu dusunuyorum. Bunu yaparken bir cok seyi kaybedebilirim bir baskasinda kaybolabilirim; bundan korkmuyorum, sonucta beni buyuleyen aci da olabilir. Dis dunyayla birseyler yasaniyor, bitiyor ve tekrar basliyor; arda kalan zamanlarda dusuyor ve yukseliyorsun, kendine yonelik, kimliginle ilgili.
Butun hersey, aciklayici olsun olmasin, yasanmisliklarin disavurumu; hatta belki hepsi birilerinden, birseylerden oc alma egilimi. Butun sorun kanatlarimiz olmadigi icin ucamamak. Ucabildikten sonra kim oldugum onemli degil ama ucabilmem icin kim oldugumu bulmam gerekiyor. Bu arayis, cizimlerimdeki, budur.
Not: Hayatı istediğiniz gibi yaşayın. (ve gerekirse benliğinizde böyle bir cümleyle rahatlayacak saflığı koruyun.)
Subscribe to:
Posts (Atom)







