Sunday, March 22, 2009
I love you. xx
Internette o blogdan, bu magazine dolasmanin buyuk keyfini linkler araciligiyla yasayip, bu sayfadan referans noktalari vermemis olmayi eksik biliyorum. Bunun bazi nedenleri var, psikolojik de olsa kendime ait surekli bir bilgisayarimin olamamasi; mobil sekillerde, yerlerde, durumlarda bir turlu yerlesik pozisyona gecememis olmam; yeteri kadar dergi, blog, kisi biriktirdim, icime de sindi derken harddisklerimin cokmesi vıdı vıdı. Oddats, bugune dek orada burada, en cok da icon'da, tasarim- sanat- hayat ucgeninde ve oncesinde yazmayi hep sag kolum bildigim ortamlarda urettigim bir takim fikirleri paylastigim bir yer oldu. Bundan sonra baska ortamlara gitme istegim var. Derledikce, topladikca, aklim netlestikce yeniden gorusmek uzre, simdilik sevgiler (ve sonunda, ey okur!)
Wednesday, March 18, 2009
Küba'ya gidelim, işimiz mutluluk olsun.
sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin? işin kolayına kaçmadan ama gül yanaklı bebesini emziren melek yüzlü anneciğin resmini değil ne de ak örtüde elmaların ne de akvaryumda su kabarcıklarının arasında dolaşan kırmızı balığınkini sen mutluluğun resmini yapabilir misin abidin? 1961 yazı ortalarındaki küba'nın resmini yapabilir misin? çok şükür çok şükür bugünü de gördüm ölsem gam yemem gayrının resmini yapabilir misin üstad?
Monday, March 16, 2009

Osmanlı Tokadı, dia projeksiyon, 2004 Lille 3000 XXL Europe "Istanbul Traverseé" kapsamında Palais des Beaux Artes, Lille'de (FR) görülebilir.
Ottoman Cuff, dia projection, 2004 can be seen in the exhibition Lille 3000 XXL Europe "Istanbul Traverseé" at Palais des Beaux Artes, Lille (FR).
The legendary Ottoman war technique is that a young man at the age of childhood is selected for the army. He is trained as he numbs and hardens his palms by slapping the marble wall until he gets calluses on his hands, grows powerful, so does not feel pain any more. Ottoman Cuff by Deniz Gul takes the saying as a metaphor and shows a recent scene: A young man hits the walls and trains his pain out of this historical hunchback.
Etiketler:
lille 3000,
osmanlı tokadı
Sunday, March 08, 2009
defter tutmaya yeniden başlamak
içindeki diğerleriyle barış, onları azımsayıp, öldürmeye çalışma. senden çok varsa, zararı yok.
Sekizinci sır: Sır.
Sekizinci sır: Sır.
şuursuzluk
Türkçe'de hakikat ve gerçek sözcüklerini ingilizcedeki actual ve real gibi alabilir miyiz? Actuality hakikatlilik, reality gerçeklik olarak çevrilebilir mi? Bu iki sözcük arasindaki farki ahlak ve etik sözcüklerindekine benzetir oldum. Bundan böyle çok çok özleyeceğim kendini beğenmiş adam, konuşurken durup kelimelerde kendini düzeltiyor, saatlerce doğrusunu bulmaya çalışıyor belki zihni; bir anda bir sözcüğün doğrusunu buluyor, sonradan yanlış kelime kullandim diyor.
Hakikatli, vicdanlı, cesaretli ve olduğumuzu düşündüğümüz benden kurtuldukça özgürleştiğimiz o ruh haline... Günlerce konunun etrafında dolandigimiz, cok da net gorulmeyen sahneleri sonra ne yaparız? Hayatta fazla zaman bunlarla geçer. Ne büyük uyuşmuşluk, ne büyük israf.
Kendini tanıyan iki kişinin karşılaşması ne de müthiş bir güç. Görene. Aah, görene, davranabilene, gördüğünü bilene. Yoksa, zaman hep israf.
Hakikatli, vicdanlı, cesaretli ve olduğumuzu düşündüğümüz benden kurtuldukça özgürleştiğimiz o ruh haline... Günlerce konunun etrafında dolandigimiz, cok da net gorulmeyen sahneleri sonra ne yaparız? Hayatta fazla zaman bunlarla geçer. Ne büyük uyuşmuşluk, ne büyük israf.
Kendini tanıyan iki kişinin karşılaşması ne de müthiş bir güç. Görene. Aah, görene, davranabilene, gördüğünü bilene. Yoksa, zaman hep israf.
Monday, March 02, 2009
Var Mısın Yok Musun ve Kuantum Benlik
“Emin olmamakla beraber içinde büyük olduğuna inanmıyorum” cümlesinin nesnesi bir kutu. Cümle yapısal olarak, bilginin bir uzantısı olan kesinlik ve bilgiye dayanmayan inanç arasında kararsız kaldığı için hatalı. Oysa kutunun başında kutu açmayı iş edinmiş ve birbirinden farklı yeteneklere (bakınız: Şarkı söylemek, konuşamamak, güzel olmak, genç olmak, şişman olmak, göçmen olmak, parasız olmak) sahip, kitlelerce çok sevilen Acun’un seçkisi baylar, bayanların en sık tekrarladıkları sözcükler bunlar: İnanıyorum, hissediyorum. Ve tam tersi, “Hiçbir şey hissetmiyorum.” Televizyonda göz ucuyla rastladığım birçok program gibi Var Mısın Yok Musun’u anlamam/ anlayamamam aylar sürdü. Anladığım gün, şöyle oldum: Bu, Schrödinger’in kutusu!
Yarışma boyunca içinde parasal değer atfeden rakamların bulunduğu kutular açılıyor, yarışmacı düşük rakamları buldukça Hamdi Bey’in teklifi ve fazla para kazanma olasılığı artıyor. Elbette ki ilkokulda kutu ve olasılık hesaplarını öğrenmiştik. İşte, yıllar geçtikçe hipotenüsü dahi unuttuğum için, matematiksel bağlantı yerine fiziksel temellendirme yapacağım.
Schrödinger’in Kedisi
Schrödinger şöyle bir deney yapar: Geçirimsiz (duvarları katı maddeyle sıvanmış) bir kafese kedisiyle birlikte radyoaktif madde yerleştirir. Kedi, radyoaktif maddenin kutu içerisinde geçirdiği yapısal davranışına göre, ya zehirlenir, ya yaşar. Kuantum der ki, işler kediler için hiç de kolay değildir. Çünkü kedi hem canlı, hem de ölü olma durumunu birlikte yaşar, tıpkı elektronların aynı anda hem dalga hem de parçacık olabildikleri gibi. Kuantum devam eder: Gözlemlenmemiş elektronlar ancak gözlendiği (ölçüm yapıldığı) vakit dalga ya da parçacık olmayı seçerler. Yani gerçeklik, gözlem anında olur. Kedi, kutu açıldığında -görünmeyen foton ışınları her iki yarık yerine birinden geçmeyi başardıklarında- ölür ya da yaşar. Kedinin hem canlı, hem de ölü olma durumunun nihayeti kutu açıldığında belirlenir.
Türkiye ve Kuantum
Bir Kelime Bir İşlem’cilerin başlattığı bilgiye duyarlı yarışmaların sonunu getiren Acun Medya, bugün bakıldığında Newton fiziğine dayalı gerekirci, aydınlanmacı modern Türkiye tasavvurlarını bir yana itiyor ve halkla ciddi anlamda bir özdeşleşme yaşıyor. Buna dikkatlice bakmak gerek. Türkiye için kutudan ne çıkacağı merak konusu. Modern devletin sarsıldığı günlerde, sağ solun muhafazakârlık ve fanatizm potasında eriyip ne toplumun ne devletin kendine karar verememesi, etki-tepki ve gözlem vakitlerinde ortaya sonuçlar çıkarması ilginçtir. Katman katman tarihini, çok kimlikli yapısını ve stratejik olasılıklarını, belki doğasına aykırı –edinilmiş- Newton modeli yerine kuantum üzerinden kurgularsak- ki Acun’un yaptığı da bizzat bu kurgunun üretimidir- çok sık sözü geçen polarizasyonu başka şekillerde okuyabiliriz. Türkiye’nin kuantum barışıklığını toprakla mı, tarihle mi, yazgıyla mı ilişkilendirmeli, bilemiyorum. Ancak genele değil, sadece bireye vurulduğunda dahi birden fazla kimliğini gözlemleyen kişiye göre çökelten, -Perihan Mağden’in 6 Ocak yazısına geri dönersek- ne olduğunun değil de ne olacağının, ne olmak istediğinin hesabını tutan yapıda insanlar ve nitekim her şeyin aynı anda mümkün olabildiği bir yer: Olasılıklar diyarı.
Kutu açıldığında düşük bir değer çıkıyor ve öyle coşuyor ki kalabalık, tek bir yürek, tek bir ağız oluyor; kendini unutuyor, kendinden geçiyor. Ama bu bir oyun; çok şey söyleyen toplumsal bir oyun. Anketlerin işe yaramamasını, verilerin ve tahminlerin tutmamasını yahut toplumsal kanaati açıklamanın zorluğunu kutudan ne çıkacağını bilmememize bağlayabilir miyiz? Veri görselleştirmecilerle fizikçiler, bir de Acun bir araya gelse, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal olasılıklarını, aynı anda içinde barındırdığı onca durumu “nereden geldik, nereye gidiyoruz” diyerek zamana bağlayıp grafikleştirse, hatta yorumlasa kim bilir neler öğreneceğiz kuantum benliğimizle ilgili.
Yarışma boyunca içinde parasal değer atfeden rakamların bulunduğu kutular açılıyor, yarışmacı düşük rakamları buldukça Hamdi Bey’in teklifi ve fazla para kazanma olasılığı artıyor. Elbette ki ilkokulda kutu ve olasılık hesaplarını öğrenmiştik. İşte, yıllar geçtikçe hipotenüsü dahi unuttuğum için, matematiksel bağlantı yerine fiziksel temellendirme yapacağım.
Schrödinger’in Kedisi
Schrödinger şöyle bir deney yapar: Geçirimsiz (duvarları katı maddeyle sıvanmış) bir kafese kedisiyle birlikte radyoaktif madde yerleştirir. Kedi, radyoaktif maddenin kutu içerisinde geçirdiği yapısal davranışına göre, ya zehirlenir, ya yaşar. Kuantum der ki, işler kediler için hiç de kolay değildir. Çünkü kedi hem canlı, hem de ölü olma durumunu birlikte yaşar, tıpkı elektronların aynı anda hem dalga hem de parçacık olabildikleri gibi. Kuantum devam eder: Gözlemlenmemiş elektronlar ancak gözlendiği (ölçüm yapıldığı) vakit dalga ya da parçacık olmayı seçerler. Yani gerçeklik, gözlem anında olur. Kedi, kutu açıldığında -görünmeyen foton ışınları her iki yarık yerine birinden geçmeyi başardıklarında- ölür ya da yaşar. Kedinin hem canlı, hem de ölü olma durumunun nihayeti kutu açıldığında belirlenir.
Türkiye ve Kuantum
Bir Kelime Bir İşlem’cilerin başlattığı bilgiye duyarlı yarışmaların sonunu getiren Acun Medya, bugün bakıldığında Newton fiziğine dayalı gerekirci, aydınlanmacı modern Türkiye tasavvurlarını bir yana itiyor ve halkla ciddi anlamda bir özdeşleşme yaşıyor. Buna dikkatlice bakmak gerek. Türkiye için kutudan ne çıkacağı merak konusu. Modern devletin sarsıldığı günlerde, sağ solun muhafazakârlık ve fanatizm potasında eriyip ne toplumun ne devletin kendine karar verememesi, etki-tepki ve gözlem vakitlerinde ortaya sonuçlar çıkarması ilginçtir. Katman katman tarihini, çok kimlikli yapısını ve stratejik olasılıklarını, belki doğasına aykırı –edinilmiş- Newton modeli yerine kuantum üzerinden kurgularsak- ki Acun’un yaptığı da bizzat bu kurgunun üretimidir- çok sık sözü geçen polarizasyonu başka şekillerde okuyabiliriz. Türkiye’nin kuantum barışıklığını toprakla mı, tarihle mi, yazgıyla mı ilişkilendirmeli, bilemiyorum. Ancak genele değil, sadece bireye vurulduğunda dahi birden fazla kimliğini gözlemleyen kişiye göre çökelten, -Perihan Mağden’in 6 Ocak yazısına geri dönersek- ne olduğunun değil de ne olacağının, ne olmak istediğinin hesabını tutan yapıda insanlar ve nitekim her şeyin aynı anda mümkün olabildiği bir yer: Olasılıklar diyarı.
Kutu açıldığında düşük bir değer çıkıyor ve öyle coşuyor ki kalabalık, tek bir yürek, tek bir ağız oluyor; kendini unutuyor, kendinden geçiyor. Ama bu bir oyun; çok şey söyleyen toplumsal bir oyun. Anketlerin işe yaramamasını, verilerin ve tahminlerin tutmamasını yahut toplumsal kanaati açıklamanın zorluğunu kutudan ne çıkacağını bilmememize bağlayabilir miyiz? Veri görselleştirmecilerle fizikçiler, bir de Acun bir araya gelse, Türkiye’nin siyasi ve toplumsal olasılıklarını, aynı anda içinde barındırdığı onca durumu “nereden geldik, nereye gidiyoruz” diyerek zamana bağlayıp grafikleştirse, hatta yorumlasa kim bilir neler öğreneceğiz kuantum benliğimizle ilgili.
Subscribe to:
Posts (Atom)
