Monday, September 27, 2010

tophane saldırısı üzerine yasarla yazışmalar..


selam deniz,

olayin normallestirilmemesi gerektigine katiliyorum ama bu olay tam da "tepkisini gösteren mahalle" olayi.

benim göruslerim su sekilde, firsat bulursam okursun http://mutlukent.wordpress.com/
umarim mahalle gercekligini anlama yönünde insanlar biraz caba gösterir. haftaya sali depo da bir grup toplanip ne yapmak lazim konusacagiz. biraz daha sosyal sorumluluk anlaminda. sanirim izmirdesin.

sali günkü toplanti notunu cikartirsan sevinirim.

aslinda bu olayda sanatin merkeze alinmasi üzerine uzun uzun konusmak isterim seninle. gercekten süre giden tartismalara bakildiginda, yani mahalledeki, aslinda sanat ile kurulan iliski görünürlügüyle alakali sanki. bu görünürlük acilislarda falan cok bariz oluyor ve tepkinin disa vurumu icin bir hedef teskil ediyor. sanat (ve galeriler) hosteller, barlar vs ile bütünlüklü bir dönüsüm icinde ele aliniyor gibi geliyor bana. o yeni, yabanci ve anlasilmaz elementlerin genel olarak bir tehdit olarak algilanmasi söz konusu olan. bu tehditte öyle sadece hayat tarzina yöneltilmis birsey olarak degil, cok da materyal bir tehdit olarak algilaniyor. hizli dönüsüm insanlarin üzerine üzerine geliyor. inan ki mahalle acisindan "ne idigü belirsiz" hostellerin 4 ü 5 inde ayni anda bir büyük etkinlik olsaydi gene bu fasist hezeyan icin bir bahane olusturacakti. Ciddi bir yabancilasma ve yabanci olandan korkma ve tepki gösterme ve yerini yurdunu zeminini kaybetme korkusunun birlikteligi söz konusu. o yüzden, tanisikligin, iletisimin, diyalogun, ve mümkün ise gene sanat üzerinden kurulmasi gerekiyor. bu konuda da ticari bir kurum olmayan depo ya önemli bir rol düşüyor..

-

Tophane Saldirisi'nda mutenaslastirma konusu, (neredeyse sanki orada
bir linc girisimi olmamis gibi; Erdogan'in sozleri ve medyanın olayı
ele alışı... Korkunc ornekler var, yazar ismi istersen,
dayanamayacagim bir tane verecegim, Cengiz Candar)
Antrepo binalarının ilk olarak İstanbul Modern, ikincil olarak Sanat
Limani ve her daim Bienal mekani olarak sanata atanmasinin altinda
yatanın Galataport Projesi olması konusu
ve son olarak Istanbul 2010'un sistematik olarak turizme hizmet etmesi
konusu toplu bir paket. Ben bu pakette, sanatın şişme bir bebek gibi
kullanılmasını goruyorum.

İkinci bir paket ise kimsenin nedense konusmadigi bi konu:
Otekilestirme kulturunun merkezine oturtulan Sanat. Sanatcilar.
Dusunceye, yoruma, ifadeye ve bunun bir hayat tarzı olarak gorunur
oldugu alanlara yapılan saldırılar. Turkiye'de sindirilen en buyuk
mevzu ifadesizliktir. Ulke neyi nasil ifade edecegini bilmeyen, bu
yuzden ellerine silah alan, tas alan, sopa alan cocuklarla,
yetiskinlerle doludur. İnsanlar ifadeni sergilemenden, bedenini
sergilemenden, düşünceni sergilemenden tahrik olurlar.

Cok da iyi biliyoruz ki Tophanelilik bir aidiyet ve kimlik ise,
Sünnilik de bir kimlik, Kadınlık da bir kimlik, Cinsiyetten bağımsız
olarak Beden de bir kimlik.
Otekilestirme egemen ideolojinin pompasıyla basıyor ruhlara. (bkz 6-7
eyl.) "Senin burada olman beni tahrik ediyor" cumlesinin emlak
fiyatlarıyla kurdugu iliski, kimlik politikalarıyla kurdugu iliskiden
cok daha zayıftır kanımca.

yine kanımca bu olay, orgutlu olması, kitlesel olması, sembolik olması
ve anlasılan o ki (karakolda vakit geciren arkadasların anlattığı
hikayelerden) polisin de bilgi dahilinde olması sebebiyle gayet siyasi
bir olay. Mahalleli sınırını asan bir olay. Konunun ilk elde mahalle
baskısı ve mutenalastirma arasinda sosyal ekonomik politik olarak
okunacagi muhakkak. Ben de twitter'da ilk boyle yazdım. Ancak, buna
bir level daha eklenmeli.

Benim bundan sonrası icin kuracagim iliski mahalleli ile sanat
galerine yonelik degil, (bunu zaten herkes cok dusunecek, cok kuracak)
sosyal/kent bilimcilerle sanatcilara yoneliktir.
Dusuncem o ki;
sanatcıların, mutenalastırma ve hayat tarzına yapılan saldırı
ikilisinden sıyrılıp sanatçı olarak kendilerine yapılan saldırıyı
degerlendirmeleri gerekir. Sosyal ve kent bilimcilerin de bu konuya
egilmeleri gerekir.

Kendi problemleriyle bogusmakta olan, kendimizi ayakta tutmaya calisan
insanlarız biz. Bir yandan da topluma surekli kendini anlatmaya
calisan. Toplum tarafından "anlasilmayan", kendi kendine takılıyorlar
diyerek otelestirilen, etkisiz ve elimin avcu kadar bir kitleden
bahsediyoruz.

Sanatın, sosyal bilimciler tarafından, toplumsal dinamikleri yeteri
kadar shape etme yetenegi olan bir durum olarak degerlendirilmemesi,
yıllardır bu alanda calisan - politik sanat, kamusal sanat, sosyal
yapılarla ilgilenen iliskisel sanat gibi - sanatcıların cabalarının
sosyal/toplumsal okumalara eklemlenememesi ve islevsiz halde
masturbatif bir pozisyona itilmesi bizzat bu ayrımı doguran seyin ta
kendisi. Sanatın tehdit olması'ndan bahsediyoruz, sanatın ahlak
bozmasından, sanatın adı konamaz bir virüs gibi mahalleye sızmasından
bahsediyoruz. Nicin? Sanatın, bırakın Tophane'ye, bu ulkede hicbir
kuruma, hicbir mekana, hicbir genc bireyin kafasına aslen
yerlesememesinden bahsediyoruz. Burası Turkiye diyip kapatalım mı
konuyu; sadece hayat tarzımıza yonelik saldiri mi diyelim? Kentsel
donusum mu diyelim?

Sanat yazılmıyor, sanat anlasilmiyor, elestirilmiyor, gundem
edilmiyor; her seyden cok da Turkiye'nin icinde bulundugu binlerce
durumu aciklarken referans verilmiyor, adres edilmiyor; hicbir sanat
eseri hicbir mevzuyla İLİŞKİLENDİRİLMİYOR. Oysa iliskilendirecek o
kadar is, o kadar konu acan, soz soyleyen eser var ki. Sanat öcü.
Sanata (sadece gorsel sanatlardan bahsetmiyorum, yazarlardan da,
müzisyenlerden de, modacılardan da bahsediyorum) karsi savrulan butun
tehditler ve baskınlar ve linc girisimleri gerek mahalleliden, gerek
sivil toplum orgutlerinden, gerek bakanlardan gelen "kabul edilebilir
bir tepki" olarak mutamadiyen sindiriliyor. Onaylanıyor.

Sanatcılar super orgutsuz. Ve bunun acisini cekiyor. Bu da en buyuk
aci ve yuzlesme oldu sanirsam. Tophane Art Walk bu kendiliginden
orgutlenmenin en guzel orneklerinden biri sayılabilirdi; ve bundan
sonra alacagi tavirla birlikte hala sayılabilir.

Son sozum, destege ihtiyacimiz var; iliskilendirilmeye, gundeme
baglanmaya, tartışılmaya, konu edilmeye ihtiyacimiz var. Magazin
tadindaki sergi haberleriyle olmaz bu is.

Yoksa attığın taş ürküttüğün kuşa değmez.

Konu cok boyutlu, ben biraz bu acidan tutmak istedim,
herkese selamlar

-

tesekkürler Deniz. notlari iletecegim.
bir cok acidan katiliyorum sana. cengiz candar ve benzerlerini okudugumda bende sinirden kudurdum.
senin sanatin ve sanatcinin ötekilestiirlmesi yorumuna katiliyorum. sosyal bilimcilerin sanat ile iliskilerini degerlendirmesi gerektigi dusuncenede. ama türkiyede yapilan islerin cok da erisilebilir oldugunu halen düsünmüyorum. bu konuda, anlasilabilmek konusunda sanki cokta sanatcilarin bir derdi de yokmus gibi geliyordu bana hep. algi sorunum da var.

biz acik sehir istanbul sergisi icin, ki aslinda sehirciler, sosyal bilimciler ve sanatcilari bulusturma iddiasinda bir sergiydi, hatirlarsan outreach programme diye bir calisma yapmistik. bunu sadece örnek olsun diye veriyorum. konuya hakim insanlar icin bile erisilmesi zor bir isin tercümesi konusunda kolaylastiracak bir program düsünmüstük. oldukca da basarili olmustu. böylece sergi hem okullara, üniversitelere, stk lara hem de mahallelere inebilmisti. serginin icerigiyle cok alakali tabii. vede sanatci ekibi icinde bir sosyal bilimcinin olmasiyla. ama genede böyle bir yaklasim sanirim sanatcilar arasinda öncelikli degil.

gene bu saldiridan bagimsiz düsünelim, ve evet olayin politik yanini da bir kenara itmeyelim ama Tophane gibi yerlerde sanatcilarin mekanla kuracagi iliski nasil olmali sorusu basli basina önemli bir soru. Depo da sikca konusuyoruz bu aralar. Depo, ki misyonu itibariyle saldiriya ugrayan diger galerilerden cok farkli bir yerde, bulundugu gercekligin cok da farkinda degildi. en azindan o gerceklikle ugrasmayi sürekli öteliyordu. bu kadar önemli kamusallik vurgusu olan bir mekanin bir community development stratejisi olmamasi garip. Iste ifade özgürlügü, kürt, ermeni meseleleri, kadinin insan haklari gibi konularda elini tasin altina sokan bir yerin gün be gün icinde bulunulan gerceklikten cok kopuk olmasi garipsenebilir. bu kadar sanatci baglantisi var, ve neden mesela yan bina bir sanat toplum merkezi olarak faaliyet göstermez diye düsünüyor insan..

gene saldiridan bagimsiz bir sekilde, tophane artwalk gibi bir etkinligin, sanati sokakla bulusturan bir etkinligin haritasina baktiginda sanki galeriler boslukta asili kaliyormus gibi gözüküyor. ben haritayi ilk elime aldigimda neden bogazkesendeki ve luleci hemdekteki, simitci, kahveleri, lokantalar vs. bu haritaya islenmez, ve sanati biraz daha mahalle ile entegre cabasina girilmez diye düsünmüstüm. hatta bu proje hazirlanirken esnaf ile görüsülseymis, onlarin böyle bir etkinlikten elde edebilecekleri katma deger konusulsaymis vs. sanki iyi olurdu gibi geliyor. tabii burda sanatci - kentci vs birlikteligi önemli.

bunlari da senin "Kendi problemleriyle bogusmakta olan, kendimizi ayakta tutmaya calisan insanlarız biz. Bir yandan da topluma surekli kendini anlatmaya calisan. Toplum tarafından "anlasilmayan", kendi kendine takılıyorlar diyerek otelestirilen, etkisiz ve elimin avcu kadar bir kitleden bahsediyoruz". yorumuna istinaden söylüyorum. yani bu biraz yaklasimla alakali, zar zor ayakta kalan insanlarin bile kendini angaje edebilecegi seyler gibi geliyor.

bilmiyorum cok mu disindan konusuyorum ama aklima bunlar geliyor.
destek konusu ve bunun üzerinden tartismalar bundan sonrasi icin önemli.
mesajini iletecegim,

sevgiler

yasar

-

0 yorum: