Wednesday, September 29, 2010

Zeytinburnu Monologues in Poland

Diverçity. Learning from Istanbul at CCA Ujazdowski Castle, Warsaw

www.csw.art.pl

Artists: Can Altay, Osman Bozkurt, Ergin Cavusoglu, Deniz Gul, Emre Huner, Ceren Oykut, Didem Ozbek, Bas Princen, Tayfun Serttas, Solmaz Shahbazi, Ali Taptik


The exhibition Diverçity. Learning from Istanbul takes the city as a resource of fictive narratives, private (hi)stories, dreams and desires, still in the process of recreations, and speculations. Here, poliphony and fragmentation make one unable to grasp the city in a fixed formula, because as the exhibiton claims, urban and architectural potential is continuously re-constructed by negotiations, by individually-organized temporary systems, by the local adaptations and phenomena of the everyday practices in which innumerous strategies of survival (mostly considered as informal in the system) are created.

Beyond any strict urban planning or architectural perspectives, the intension was more to give voice to the inner and more personal artists’ observations and intuitions. What results are the tiny pieces of reality and fiction, recognized, combined, transformed and retold.

Fictive narrations, based upon a long tradition of story telling allow to reveal different, often marginal or hidden, images and voices. That is why a lot of diverse voices can be heard – those of monologues of the inhabitants of a collapsed city district; dialogues of the people brought by daily coincidence to the microcosm of a small grocery; girl questioning and playing with the new rituals of consumerism; photographer’s testimony, who recalls desire of self staging.

Small gestures and rituals can generate distinctive city locations, which contribute to the vast mechanism of the city, like informal ‘republics’, characterised by alternative visual or performative codes. They create its intensity on the very street level, in the form of spectacle of everyday life shortcuts, ad hoc relations, and coincidential occurences like quotidien performances.

Contemporary city speeds up, so that the historical architectural layer of the past, taken for granted, becomes somehow a materialized phantom. It returns however, in the internal, individual encounters, memories and phantasies. If we go beyond the economy-based categories such as growth, expansion, or modernisation, what images and stories could be revealed when one imagines the city’s future – and its future inhabitants? The horizon ahead seems less and less predictable, balancing between rising hopes and dystopian disillusions, and the future begins imperceptibly now and can go beyond with our imagination. For some of the artists ‘Imagined now’ goes thousand years ahead in the drawing projections or is documented in the images of the city’s outskirts, where

the city expands its borders and changes its shape, shifting from the mass scale to micro scale.

The exhibition spatial setting by Kuba Szczęsny sets areas of high density and open space, by aiming to condense the relations between the art works and the public and to create separated and fragmented intimate perspectives. It suggests chaos resulting from the meeting of different ways of organizing the city, in which the former rules of development are being erased by the new established ones. The effect is intended to be a structure which makes the viewer engage in the search of one’s logic of visiting or rather winding through the rooms. In this context both the space and public would experiment with this potentiality, forsee and hear what is hidden behind. Same as the city itself the exhibition can be performed in that sense. It will be an exhaustingly nice walk through the districts of a foreign city.

Monday, September 27, 2010

tophane saldırısı üzerine yasarla yazışmalar..


selam deniz,

olayin normallestirilmemesi gerektigine katiliyorum ama bu olay tam da "tepkisini gösteren mahalle" olayi.

benim göruslerim su sekilde, firsat bulursam okursun http://mutlukent.wordpress.com/
umarim mahalle gercekligini anlama yönünde insanlar biraz caba gösterir. haftaya sali depo da bir grup toplanip ne yapmak lazim konusacagiz. biraz daha sosyal sorumluluk anlaminda. sanirim izmirdesin.

sali günkü toplanti notunu cikartirsan sevinirim.

aslinda bu olayda sanatin merkeze alinmasi üzerine uzun uzun konusmak isterim seninle. gercekten süre giden tartismalara bakildiginda, yani mahalledeki, aslinda sanat ile kurulan iliski görünürlügüyle alakali sanki. bu görünürlük acilislarda falan cok bariz oluyor ve tepkinin disa vurumu icin bir hedef teskil ediyor. sanat (ve galeriler) hosteller, barlar vs ile bütünlüklü bir dönüsüm icinde ele aliniyor gibi geliyor bana. o yeni, yabanci ve anlasilmaz elementlerin genel olarak bir tehdit olarak algilanmasi söz konusu olan. bu tehditte öyle sadece hayat tarzina yöneltilmis birsey olarak degil, cok da materyal bir tehdit olarak algilaniyor. hizli dönüsüm insanlarin üzerine üzerine geliyor. inan ki mahalle acisindan "ne idigü belirsiz" hostellerin 4 ü 5 inde ayni anda bir büyük etkinlik olsaydi gene bu fasist hezeyan icin bir bahane olusturacakti. Ciddi bir yabancilasma ve yabanci olandan korkma ve tepki gösterme ve yerini yurdunu zeminini kaybetme korkusunun birlikteligi söz konusu. o yüzden, tanisikligin, iletisimin, diyalogun, ve mümkün ise gene sanat üzerinden kurulmasi gerekiyor. bu konuda da ticari bir kurum olmayan depo ya önemli bir rol düşüyor..

-

Tophane Saldirisi'nda mutenaslastirma konusu, (neredeyse sanki orada
bir linc girisimi olmamis gibi; Erdogan'in sozleri ve medyanın olayı
ele alışı... Korkunc ornekler var, yazar ismi istersen,
dayanamayacagim bir tane verecegim, Cengiz Candar)
Antrepo binalarının ilk olarak İstanbul Modern, ikincil olarak Sanat
Limani ve her daim Bienal mekani olarak sanata atanmasinin altinda
yatanın Galataport Projesi olması konusu
ve son olarak Istanbul 2010'un sistematik olarak turizme hizmet etmesi
konusu toplu bir paket. Ben bu pakette, sanatın şişme bir bebek gibi
kullanılmasını goruyorum.

İkinci bir paket ise kimsenin nedense konusmadigi bi konu:
Otekilestirme kulturunun merkezine oturtulan Sanat. Sanatcilar.
Dusunceye, yoruma, ifadeye ve bunun bir hayat tarzı olarak gorunur
oldugu alanlara yapılan saldırılar. Turkiye'de sindirilen en buyuk
mevzu ifadesizliktir. Ulke neyi nasil ifade edecegini bilmeyen, bu
yuzden ellerine silah alan, tas alan, sopa alan cocuklarla,
yetiskinlerle doludur. İnsanlar ifadeni sergilemenden, bedenini
sergilemenden, düşünceni sergilemenden tahrik olurlar.

Cok da iyi biliyoruz ki Tophanelilik bir aidiyet ve kimlik ise,
Sünnilik de bir kimlik, Kadınlık da bir kimlik, Cinsiyetten bağımsız
olarak Beden de bir kimlik.
Otekilestirme egemen ideolojinin pompasıyla basıyor ruhlara. (bkz 6-7
eyl.) "Senin burada olman beni tahrik ediyor" cumlesinin emlak
fiyatlarıyla kurdugu iliski, kimlik politikalarıyla kurdugu iliskiden
cok daha zayıftır kanımca.

yine kanımca bu olay, orgutlu olması, kitlesel olması, sembolik olması
ve anlasılan o ki (karakolda vakit geciren arkadasların anlattığı
hikayelerden) polisin de bilgi dahilinde olması sebebiyle gayet siyasi
bir olay. Mahalleli sınırını asan bir olay. Konunun ilk elde mahalle
baskısı ve mutenalastirma arasinda sosyal ekonomik politik olarak
okunacagi muhakkak. Ben de twitter'da ilk boyle yazdım. Ancak, buna
bir level daha eklenmeli.

Benim bundan sonrası icin kuracagim iliski mahalleli ile sanat
galerine yonelik degil, (bunu zaten herkes cok dusunecek, cok kuracak)
sosyal/kent bilimcilerle sanatcilara yoneliktir.
Dusuncem o ki;
sanatcıların, mutenalastırma ve hayat tarzına yapılan saldırı
ikilisinden sıyrılıp sanatçı olarak kendilerine yapılan saldırıyı
degerlendirmeleri gerekir. Sosyal ve kent bilimcilerin de bu konuya
egilmeleri gerekir.

Kendi problemleriyle bogusmakta olan, kendimizi ayakta tutmaya calisan
insanlarız biz. Bir yandan da topluma surekli kendini anlatmaya
calisan. Toplum tarafından "anlasilmayan", kendi kendine takılıyorlar
diyerek otelestirilen, etkisiz ve elimin avcu kadar bir kitleden
bahsediyoruz.

Sanatın, sosyal bilimciler tarafından, toplumsal dinamikleri yeteri
kadar shape etme yetenegi olan bir durum olarak degerlendirilmemesi,
yıllardır bu alanda calisan - politik sanat, kamusal sanat, sosyal
yapılarla ilgilenen iliskisel sanat gibi - sanatcıların cabalarının
sosyal/toplumsal okumalara eklemlenememesi ve islevsiz halde
masturbatif bir pozisyona itilmesi bizzat bu ayrımı doguran seyin ta
kendisi. Sanatın tehdit olması'ndan bahsediyoruz, sanatın ahlak
bozmasından, sanatın adı konamaz bir virüs gibi mahalleye sızmasından
bahsediyoruz. Nicin? Sanatın, bırakın Tophane'ye, bu ulkede hicbir
kuruma, hicbir mekana, hicbir genc bireyin kafasına aslen
yerlesememesinden bahsediyoruz. Burası Turkiye diyip kapatalım mı
konuyu; sadece hayat tarzımıza yonelik saldiri mi diyelim? Kentsel
donusum mu diyelim?

Sanat yazılmıyor, sanat anlasilmiyor, elestirilmiyor, gundem
edilmiyor; her seyden cok da Turkiye'nin icinde bulundugu binlerce
durumu aciklarken referans verilmiyor, adres edilmiyor; hicbir sanat
eseri hicbir mevzuyla İLİŞKİLENDİRİLMİYOR. Oysa iliskilendirecek o
kadar is, o kadar konu acan, soz soyleyen eser var ki. Sanat öcü.
Sanata (sadece gorsel sanatlardan bahsetmiyorum, yazarlardan da,
müzisyenlerden de, modacılardan da bahsediyorum) karsi savrulan butun
tehditler ve baskınlar ve linc girisimleri gerek mahalleliden, gerek
sivil toplum orgutlerinden, gerek bakanlardan gelen "kabul edilebilir
bir tepki" olarak mutamadiyen sindiriliyor. Onaylanıyor.

Sanatcılar super orgutsuz. Ve bunun acisini cekiyor. Bu da en buyuk
aci ve yuzlesme oldu sanirsam. Tophane Art Walk bu kendiliginden
orgutlenmenin en guzel orneklerinden biri sayılabilirdi; ve bundan
sonra alacagi tavirla birlikte hala sayılabilir.

Son sozum, destege ihtiyacimiz var; iliskilendirilmeye, gundeme
baglanmaya, tartışılmaya, konu edilmeye ihtiyacimiz var. Magazin
tadindaki sergi haberleriyle olmaz bu is.

Yoksa attığın taş ürküttüğün kuşa değmez.

Konu cok boyutlu, ben biraz bu acidan tutmak istedim,
herkese selamlar

-

tesekkürler Deniz. notlari iletecegim.
bir cok acidan katiliyorum sana. cengiz candar ve benzerlerini okudugumda bende sinirden kudurdum.
senin sanatin ve sanatcinin ötekilestiirlmesi yorumuna katiliyorum. sosyal bilimcilerin sanat ile iliskilerini degerlendirmesi gerektigi dusuncenede. ama türkiyede yapilan islerin cok da erisilebilir oldugunu halen düsünmüyorum. bu konuda, anlasilabilmek konusunda sanki cokta sanatcilarin bir derdi de yokmus gibi geliyordu bana hep. algi sorunum da var.

biz acik sehir istanbul sergisi icin, ki aslinda sehirciler, sosyal bilimciler ve sanatcilari bulusturma iddiasinda bir sergiydi, hatirlarsan outreach programme diye bir calisma yapmistik. bunu sadece örnek olsun diye veriyorum. konuya hakim insanlar icin bile erisilmesi zor bir isin tercümesi konusunda kolaylastiracak bir program düsünmüstük. oldukca da basarili olmustu. böylece sergi hem okullara, üniversitelere, stk lara hem de mahallelere inebilmisti. serginin icerigiyle cok alakali tabii. vede sanatci ekibi icinde bir sosyal bilimcinin olmasiyla. ama genede böyle bir yaklasim sanirim sanatcilar arasinda öncelikli degil.

gene bu saldiridan bagimsiz düsünelim, ve evet olayin politik yanini da bir kenara itmeyelim ama Tophane gibi yerlerde sanatcilarin mekanla kuracagi iliski nasil olmali sorusu basli basina önemli bir soru. Depo da sikca konusuyoruz bu aralar. Depo, ki misyonu itibariyle saldiriya ugrayan diger galerilerden cok farkli bir yerde, bulundugu gercekligin cok da farkinda degildi. en azindan o gerceklikle ugrasmayi sürekli öteliyordu. bu kadar önemli kamusallik vurgusu olan bir mekanin bir community development stratejisi olmamasi garip. Iste ifade özgürlügü, kürt, ermeni meseleleri, kadinin insan haklari gibi konularda elini tasin altina sokan bir yerin gün be gün icinde bulunulan gerceklikten cok kopuk olmasi garipsenebilir. bu kadar sanatci baglantisi var, ve neden mesela yan bina bir sanat toplum merkezi olarak faaliyet göstermez diye düsünüyor insan..

gene saldiridan bagimsiz bir sekilde, tophane artwalk gibi bir etkinligin, sanati sokakla bulusturan bir etkinligin haritasina baktiginda sanki galeriler boslukta asili kaliyormus gibi gözüküyor. ben haritayi ilk elime aldigimda neden bogazkesendeki ve luleci hemdekteki, simitci, kahveleri, lokantalar vs. bu haritaya islenmez, ve sanati biraz daha mahalle ile entegre cabasina girilmez diye düsünmüstüm. hatta bu proje hazirlanirken esnaf ile görüsülseymis, onlarin böyle bir etkinlikten elde edebilecekleri katma deger konusulsaymis vs. sanki iyi olurdu gibi geliyor. tabii burda sanatci - kentci vs birlikteligi önemli.

bunlari da senin "Kendi problemleriyle bogusmakta olan, kendimizi ayakta tutmaya calisan insanlarız biz. Bir yandan da topluma surekli kendini anlatmaya calisan. Toplum tarafından "anlasilmayan", kendi kendine takılıyorlar diyerek otelestirilen, etkisiz ve elimin avcu kadar bir kitleden bahsediyoruz". yorumuna istinaden söylüyorum. yani bu biraz yaklasimla alakali, zar zor ayakta kalan insanlarin bile kendini angaje edebilecegi seyler gibi geliyor.

bilmiyorum cok mu disindan konusuyorum ama aklima bunlar geliyor.
destek konusu ve bunun üzerinden tartismalar bundan sonrasi icin önemli.
mesajini iletecegim,

sevgiler

yasar

-

Wednesday, September 22, 2010

"Fire" in Kibela, Slovenia

Fire, video, 11'33" 2009

The recording of “Fire” was made on the train from Tbilisi to Baku, April 2009. Seeing the stamps of the Republic of Armenia on our passports, the Azeri officers rejected our entry to Azerbaijan and accused us of being American agents; collected our maps/newspapers/books, and erased the pictures they found of Armenia in our cameras. I don’t recall how, but we convinced them we were only artists, and could manage to pass the border. As the train embarked, the conductor and the hostess were aroused with anger and performed the recorded dialogue on genocide. I was exposed to their anger; however I could understand only parts of what they said…Reciprocal Visit (Iade-i Ziyaret)

Kibela, Maribor, Slovenia
Opening: 17.9.2010, 20.00

Artists: Endam Acar, Selda Asal, Volkan Aslan, Fatma Çiftçi, Zeren Göktan,
Deniz Gül, Gözde İlkin, Ceren Oykut, Gökçe Süvari, Sophia Tabatadze, Nadia
Tsulukidze, Sona Abgaryan, Tsomak Oga, Ali Hasanov, Shahab Fotouhi

Wednesday, September 08, 2010

take a rest.

Untitled 18

Kalktı, eylerini aldı

eğdi tüylerini söndü.

Kalktı, yünlerini aldı, töndü, neyli cini demedi. Sündüler kaldıkça, sevdi yorgunca arsızca, bir el geldi selden uçarı, aklı beş, yerden sezin. Yattı. Döndü, kalktı, arzuladı, verdi. Serdi oradan döndü, ayrı yattı, orandan öptü, süzdü, mercimekten öğüttü, kalem tükürdü, ona verdi, verdi dedi, vermek istedi mi sitendeki ağacı oydu kavını saldı dişlere biledi. Arzun dedi, miladı dolmuş, kanepeden örselenmişbir çuval.

Önünde kırmızı, tümce yalpadı, kol kasın kalın ve kulaçça küpelerin verdiği derede uşağıyla sevişirken, yıldı, yattı, kalktı, eydi, oramı öptü. Sövdü söylerini, kaşlarını çekti yoldan geri, bindi, tepindi arsızca, maliki dövdü, sağdan vurdu, verdi, soldan burdu. Mordu.

Al gül bitti. Bitti zeynom. Bitti.

Altından tren geçti, o yattıkça sarsıldı,

verdikçe verdi, aldıkça aldı, çektikçe çekti. Sözdü, vardı. O davranış, haldı.

Saftı.

İnandı. yemedi yedirdi.

- Hoy gitmek istemiyor musun?

- Kendini sevmiyor musun elele tutuşurken kırmızı arabanda sağsola kavrulurken güneşin altında ortada yürürken akşamları hızla yatarken üşümüyor musun?

- Mavi giden yetmiyor

- Hoy göğüm seğriyor.

- Tendi itmiyor, neşter atında, pike batında.

- Bak allah belası

- Eşgalim bak.

Kavuğun içinde başka kentlerde gözüm akıyor.

- 500 yıllık leşi var, 5000 yıllık.

- Anadolun o karı. Ben çark etmedim.

- Pare.

- Oraya inşat yap mı diyorsun?

- Bırak kızı arabadan iniyorsun.

- Atlaycak adam kuleden.

- Sanki yıllarca sürecek.

- Sonsuzca seveceksin.

- Adam atlayacak

- Yaşayacaksın.

- Bir sonraki ne zaman olacak?

- Ateş bu son.

Kalp parçalandıkça salak.

Ne dese yapacak.

1500 kez atacak.

Akşam dönecek, akşam dönüşü, güneşe, akşamca, akşam dönüyor,

O esrarlı bağrından.

Suret arıyor hallice.

Tuğla bir kanapede, dil dilenmiş hor geveze. Anca sessiz zamanla demleniyor. Bir anla, umutla zannınca, umutla başbozca. Riyam usülü bir aşkla.

Tam aparttan,

- Seyri siten kafi.

Et lokantada, muayyen sızıda için. Kırdık onları bonesiz ve kör. Artık herkes aynı kupta. Tek ışık yok orta. Kırdık onları yuvarca. Silayla, gamla.

At avrat ana avrat öpüşünü uzat bana

Her akşam vapurda.

- Seyri rızan kafi.

- Vay;

rızanla küs yiğit.

real's sake.

Thursday, September 02, 2010

last night in munich. night? whatever.

yol yol yol

FİKİRLER SUÇA DÖNÜŞÜNCE//WHEN IDEAS BECOME CRIME



Acilis/Opening: 1 Eylul/September 2010 Carsamba/Wednesday, 18:00-21:00


Küratör! Halil Altindere


Sanatçılar! .-_-. , Gülçin Aksoy, Nevin Aladağ, Hüseyin Alptekin, Anti-pop, Burak Arıkan, Caner Aslan, Volkan Aslan, Atılkunst, Vahap Avşar, Tufan Baltalar, Ramazan Bayrakoğlu, Bashir Borlakov, Canan, Aslı Çavuşoğlu, Burak Delier, Mehmet Dere, Ersan Deveci, Nazım Hikmet Dikbaş, Elçin Ekinci, Gökçe Erhan, İnci Furni, Murat Gök, Deniz Gül, Özlem Günyol & Mustafa Kunt, Nilbar Güreş, Altan Gürman,Hakan Gürsoytrak, Hazavuzu, iç mihrak, Gözde İlkin, Berat Işık, Gülsün Karamustafa, Ali Kazma, Levent Kunt, Can Kurucu, Ali Miharbi,Ahmet Öğüt, Suat Öğüt, Serkan Özkaya, Şener Özmen, İz Öztat, Nejat Satı, Erinç Seymen, Cengiz Tekin, İrem Tok, Nasan Tur, Nalan Yırtmaç.


DEPO
Luleci Hendek Cad.

No:12 Tophane Istanbul

+90 212 292 39 56

depo@depoistanbul.net